Kayıtlar

Kasım, 2008 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Good Son-İyi Vatandaş-Kötü Vatandaş

Resim
Geçmişte TV'lerde çok sık yayınlanan bir filmdi. Sinemalarımızda gösterime hiç girmedi diye biliyorum ben. Girse bile sınırlı bir gösterimi olmuştur bilemiyorum.
Açıkçası uzun zamandır aklımda olan ve yazmayı düşündüğüm bir film.

Uzun yıllar evvel yazarını ve nerde yazıldığını hatırlayamadığım(google'da arama yapınca da bulamadığım) bir yazıda bu filmden hareketle devlet erkinin vatandaşları arasında oluşturduğu iyi - kötü kavramına bir gönderme vardı. Bu yazıdan sonra hem Susurluk olayında hem de son 2 yıldır gündemin üst sıralarında olan Ergenekon operasyonu/davası ile ilgili bu filmin tekrar gündeme geleceğini düşünmüştüm ama yanılmışım.


Açıkçası ben de bu filmden Ergenekon ve Susurluk olaylarına gönderme yapmayacağım ancak filmin konusunu ve birkaç diyalogu hatırlatıp sizi hayalgücünüzle başbaşa bırakacağım.

Melek yüzlü, ailesi ve kardeşlerine sevgi dolu, iyi kalbli biri olan Henry (Macaulay Culkin) aslında çevresindeki insanlara kötülük yapmakta hatta yaptığı kötülükler yüz…

Cenneti Beklerken, Bir Babanın Evlat Acısı

Resim
Derviş Zaim'in bir önceki filmi Cenneti Beklerken minyatür sanatçısının gözüyle Osmanlı'da taht için yapılan kardeş kavgalarına götürüyordu bizleri. Aslında beklenildiği kadar ilgi gören bir film olmadı.
Tabutta Röveşata gibi çarpıcı ve kıyıcı bir filmle uzun metraja adım atan Zaim'in daha sonraki filmlerinde konular arasında oluşturulamayan bağlantı ve sembolik öğeler üzerinden konuyu anlatma gayreti boşlukta kalıyordu.
Cenneti Beklerken filminde olaylar Osmanlı zamanında geçse de konular bakımından evrensel öğeler taşıyor senaryo.
Bir babanın içinde kavurucu bir ateşe dönüşen evlat acısı, bir köle ile bir minyatür sanatçısının aşkı ve iktidar kavgaları filmin sacayaklarını oluşturuyor.
Açıkçası Osmanlı ile ilgili yapılan filmlerde dikkati çeken noktalardan biri konunun genelde İstanbul’un batısında geçmesidir. Osmanlı’nın fetih ruhuyla da bağlantılı olarak Avrupa kıtasında yapılan fetihler(bkz. Kara Murat ve Malkoçoğlu serileri) ile filmin ana karakterinin fetih yapılan …

Can Bahadır Yüce ve Şiir Evreni

Resim
Yukarıdaki fotoğrafta Can Bahadır Yüce'nin son şiir kitabı Unuttum Dünya'dan beğendiğim bir şiir.
Can Bahadır'ı Hilmi Yavuz şiir geleneğinin devamı olarak görmekteyim açıkçası(V.B.Bayrıl'a selam).
Kurduğu ve imgelediği dünyaya sizi çok rahat alıyor.
Gerçi o dünya biraz da size tanıdık geliyor.
Yaşadıklarınız sanki onun kaleminden tekrar anlatılıyor gibi.
Herkesin kendine ait bir evreni var.
Ama şiirleri okuyunca bu uzay kümesinde Can Bahadır'ın evreniyle sizin evreninizin kesiştiğini hissediyorsunuz.

İyi ki varsın Can Bahadır. Aynı evrende olmak ne güzel.

Şafaktan Çok Önce'ye Dair

Resim
Selahattin Yusuf, uzun zamandır takip ettiğim yazarlar arasında. Yeni kitabı çıkınca büyük bir merakla okuma isteği uyandı içimde.

Kitabı okumamla birlikte biraz hayal kırıklığına uğramadım desem yeridir. Açıkçası Yeni Şafak, Gerçek Hayat maceralarından sonra Aktüel'de devam eden yazı hayatında sergilediği dil zenginliğini bu kitapta göremedim. Sanki üstünkörü bir şekilde planlanıp aceleye getirilerek yayımlanmış bir kitap havası var. Bazı bölümlerin kitapta olmasına gerek yokmuş gibi.

Yusuf'un Siirt'te askerlik yaparken tuttuğu notlardan oluşuyor kitabın büyük çoğunluğu.

Özellikle bir kaç yeri de beğendiğimi belirteyim. Akşam üzeri bir askere ümit verip yarenlik yaptığını anlattığı anısını çok beğendim mesela.

Esas Mesele:
Bir insan iyi yazar olabilir, iyi bir gözlemci olabilir, iyi bir anlatıcı olabilir. Tüm bunların hepsine bir şekilde katılabilirim ancak bir yazarın her yazdıkları bir şekilde kitap haline getirilerek yayınlanmalı mıdır?

Üzgün geyiklerin akşam ettiği sahiller

Resim
...

ne çare, üzgün geyiklerin akşam ettiği sahiller yine boş diyorum

kızıl bir gergedan sayılıyor gece başlarken ay

efendim diyorum burdayız, mavi bir şizofreni dolaşıyor aramızda

ne çare, mutsuzum işte, abanızın sırılsıklam beyazlığına tutun benisolgun bir düş olamadıktan sonra.

...

(zarif efendim, buğular girdi aramıza başlıklı ve cahit zarifoğlu'na ithaf edilen cafer turaç şiirinden alınmıştır.)

Güzel Ülke Makedonya ve Güzel Ülkem

Resim
(Çizimi kullanmama izin verdiği için Zübeyde Evin'e teşekkür ederim)


Onaltı yıldır uzak kaldığı memleketine dönen bir fotoğrafçı. yeni bir ülkenin getirdiği sancılar. ülkenin içerisinde yaşayan etnik kimlikler arasında oluşan uçurumlar.



Alexander Kirkov ölmeden önce son kez çocukluk ve ilk gençlik aşkını görmek istiyor. Hana bir Arnavut kadını ve müslüman. Evlenmiş çoluk çocuğa karışmış. Alexander'ın (bu isim en çok Makedonlara yakışıyor bu arada) çocukluğunun geçtiği o köy evinde Hana'yı son kez bıraktığı haliyle hayal etmesi. ve sonra bir poşete koyduğu ufak tefek hediyelerle yaptığı Hana ziyareti.

Hana'nın kocasının öldüğünü biliyor belki de kocası yaşasa hiç cesaret edip gidemeyecek.

...



Zannediyor ki köy eski köy, Makedonya eski Makedonya. Artık Tito'nun baskı yönetiminin oluşturduğu suni barış ortamı bitmiş. Eline fırsat geçen komşusunu boğazlamakta beis görmüyor.

Before the Rain'i aklıma geldikçe veya bir yerlerde rastladıkça seyrediyorum. Seyrettikçe Makedony…

Ömrümün en mutlu anlarıymış! Nerden bilebilirdim?

Resim
Orhan Pamuk'un son romanı "Masumiyet Müzesi" başlığa benzer bir cümleyle başlar.
“Hayatımın en mutlu anıymış, bilmiyordum.”

Tüm Orhan Pamuk romanları okuyucuyu etkileyen bir cümleyle başlamaktadır. beyninden vurulmuşa dönen okur büyük bir iştahla okumaya başlar romanı. arada sıkılmalar, uyuklamalar, iç geçirmeler olsa da ayrı bir tadı vardır Pamuk'un romanlarının. Mesela "Yeni Hayat" romanı da:

"Bir kitap okudum ve bütün hayatım değişti"

cümlesiyle başlamıştı.

Orhan Pamuk Masumiyet müzesinde zengin bir erkeğin, yoksul ve daha genç bir akraba kızı ile arasında yaşanan bir aşk ilişkisinden bahseder.

İstanbul sahnesinde cereyan eden bu öykü bana Orhan Pamuk'un İstanbul-Hatıralar ve Şehir kitabının son bölümünde ismini gizleyerek ve sadece KaraGül diyerek andığı aşkını hatırlattı. Orada bahsettiği kişi ile Orhan Pamuk arasında da bildiğim kadarıyla bir yaş farkı vardı. Onun dışında buluştukları ve Orhan Pamuk'un resim yaptığı daire de geçirdikleri a…

Mayıs Sıkıntısı'nda en sevdiğim sahne

Resim
Mayıs Sıkıntısı filminde en sevdiğim anlardan birisi. Otların arasına uzanıp uyuyakalmış baba ve oğul sahnesi. Taşranın en saf hallerinden biri. Korunmasız ve naif...
Aşağıda da yönetmenin bu konu ile ilgili yaptığı açıklama:
Esasen ben taşrada da yaşayabilirim. O kadar da boğucu gelmiyor bana. Benim evim nerdeyse orda yaşayabilirim. Yani Paris'e de koysanız işte köye de...Yani kitaplarım, dünyam, müziklerim... Onlar neredeyse... Şehirde vazgeçemediğim tek şey kalabalıklar içinde yalnız kalabilmek, yürümek filan. O duygu bana iyi geliyor. Tabi ki taşradaki insan kalitesi beni etkiliyor, beni şaşırtan ve bazen suçluluk hissettiren şeyler oluyor. Vicdanımı uyaran ve bana çok soru sordurtan bir tarafı var taşranın. Kentte sormayı unuttuğumuz sorular, duygular çoğu. Mayıs Sıkıntısı’nda rol verdiğim Pire Dayı diye bir dede vardı, Ebru ile onu ziyarete gittik son gittiğimizde bir yaz günü. Köyüne gittik, tarladadır filan dediler, tarif ettiler, bir takım tarlalardan geçtik, ücra bir tarl…

Koza-Aşkın En Yalın Hali

Resim
Nuri Bilge Ceylan'ın ilk filmi ve aynı zamanda tek kısa filmi olan Koza beni her zaman ziyadesiyle etkilemiştir. Hiç bir diyalog olmadan orta yaşın üzerinde iki çiftin aralarındaki ilişkiyi bu kadar etkileyici anlatan başka bir film görmedim.
Ceylan, Koza için bakın neler söylüyor:
"Koza, teknik ve estetik birikimime rağmen film yapmaya bir türlü başlayamadığım ve sürekli ertelediğim için korkak ve mıymıntı olmakla suçladığım kendime ettiğim işkenceleri sona erdirmek için giriştiğim umutsuz bir denemeden başka bir şey değildi. Kendimi fırlatır gibi başladım o filmi çekmeye. Bitirdiğimde de neye benzediği konusunda gerçekten bir fikrim yoktu. Ama yine de Koza’yı çekmek, kendi yapıma uygun üretim koşullarını yaratmamı sağlayacak bütün ipuçlarını verdi bana."



Açıkçası, yukarıda da belirttiği gibi daha sonra başlayacağı uzun metraj ve benim aklıma kazınan "taşra çıkmazı" halleri, O'nu dünya sinemasının zirvelerine taşıdı. Sinefil dergisinden Erdinç Uzak'ın da …

Kabadayı Aşçı Olursa...(Kısa Film Öyküsü)

Resim
Ara sıra uğradığım bir kebapçı. Her girdiğimde kapıda bekleyen ve garsonları yönlendiren yaklaşık 50 civarında bir adam.
beyaz ve yana doğru yatırdığı saçları, uzun faulleri ilgimi çekti hemen.
üzerinde turkuaz rengi bir gömlek var. klasik siyah pantolon ve altında beyaz çoraplar cabası. Tabii benim ilgimi çeken yumurta topuk ayakkabiları oldu. yürürken 'tok' ses çıkaran ve ayna niyetine kullanılabilecek ayakkabıları.
kenar mahallenin kabadayısı triplerinde, hareketleri tavırları tam racon keser tarzda. içimden "belli ki zamanında hızlılardanmış" diyorum. önümdeki kebabı bitiremiyorum onu gözlemlemekten. bu zamanda böyleleri kaldı mı Allah aşkına! Çok sonra; Yine aynı kebapçıdayım. İki ay olmuştur heralde. gözlerim bizim kabadayıyı arıyor. şöyle bir maraza çıkartan olsa da "halis-muhlis" bir aksiyon seyretsem canlı canlı derken; garsona siparişimi veriyorum. şöyle bir bakınıyım olmaz sa garsona sorarım kebabı getirince. Bu arada döner tezgahının başındaki de yab…

Old Boy yahut İntikam Soğuk Bir Yemek

Resim
En Büyük intikam kayıtsızlıktır” der Arjantinli edebiyatçı Jorge Luis Borges. İntikam kişinin kendi adaletini göstermek amacıyla ortaya koyduğu davranış bütünü belki de. İlkel toplumlardan günümüze dek insanoğlunun aklına gelen ilk çare intikam.

Kişinin kendini ruhen rahat hissetmesini de sağlar intikam. İnsanoğlu kısasa kısas yaparak bunun matah bir eylem olduğunu düşünür. Borges’in dediği gibi kayıtsız kalamaz insan çoğu zaman. Hukuk mekanizmaları, adalete duyulan güven hissi bile bazen devre dışı kalabilir. İntikam öyle bir güç oluşturur ki insanın üzerinde ruhun hafifleyebilmesi için karşı tarafın üzerinde intikam emellerini gerçekleştirebilmelidir.

Bu kadar intikam düşüncesi nerden oluştu derseniz, intikam kelimesini söyleyince ilk akla gelebilecek film olan Old Boy’u seyrettim de ondan. Gerçi Borges Usta'nın dediği gibi kahramanlarımız pek kayıtsız da kalmıyorlar intikam almak için ama...

OldBoy, 2003 yılına ait bir Kore filmi. Kore sinemasının en önemli yönetmenlerinden Park…

Theodorakis müziğiyle Nuri Bilge Ceylan Fotoğrafları

Mikis Theodorakis'in -The Train Leaves At Eight- isimli parçasının eşliğinde Nuri Bilge Ceylan'ın Anadolu Taşrası ve İnsanları ile ilgili fotoğraflarının sunumu.

Hazırlayan felsefetor sağolsun. Sabah sabah iyi geldi.


Neruda ve İl Postino

Resim
Neruda ile ilgili bir şeyler okurken hep "İl Postino" filmi canlanır gözümün önünde. Mario ve Nerudo arasında kurulan güzel dostluk, Mario'nun Beatrice'e olan aşkı ve hala unutamadığım sicilya manzaraları.

Bu filmden niye bahsettim derseniz. Ünlü Şair ile ilgili kapsamlı bir biyografi kitabı çıktı yenilerde. Şairin kadim dostlarından Volodia Teitelboim tarafından kaleme alınan bu yapıt Doruk Yayıncılık tarafından yayımlandı.
Kedileri seven şairin dizeleri ile bitireyim bu yazıyı da.

Explico algunas cosas-Bazı Şeyleri Açıklıyorum

Çiçek Evi’ydi, çünkü her yandan
sardunyalar fışkırırdı: güzel bir evdi
köpekler ve çocuklarla.
Raul anımsıyor musun?
Anımsıyor musun, Rafael?
Federico, anımsıyor musun
yerin altında,
anımsıyor musun ağzını çiçekle dolduran
haziran ışıklı balkonlarını?
Kardeşim, kardeşim!

Soracaksınız: Neden onun şiiri
bize düşten, yapraktan söz etmez,
memleketinin büyük volkanlarından?
Gelip görün sokaklarda kanı,
gelip görün
sokaklarda kanı,
gelip görün sokaklarda
kanı.

Onur Ünlü'nün İkinci Filmi mi?

Resim
Dün itibariyle Onur Ünlü'nün son filmi "Güneşin Oğlu" için hazırlanmış afişlerini görünce bir ibare dikkatimi çekti.
"Onur Ünlü'nün İkinci Filmi"
Bu sözden anladığım kadarıyla Onur Ünlü'nün ikinci filmi olan Çocuk pek içine sinmemiş. Sinan Çetin'in yapımcılığını üstlendiği bu film bence de Ünlü'nün filmografisine pek uymuyordu.
Bakalım yapımcıları bu konuda ne açıklama yapacak. yada yapacaklar mı?

Fragmanı:

Maradona'ya devam

Söyleyen Grup : Hoba Hoba Spirit


Hayat Bir Tombaladır ve Maradona

Aşağıdaki klibi izleyin. Kusturica'nın Maradona belgeseli ile ilgili yapılan hazırlıklarda rastladıkları müzisyen. Onlara bu şarkıyı söylüyor.

La Vida Tombola-Hayat Bir Tombaladır