Kayıtlar

Şubat, 2010 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Muhallebicide...

Resim
Hatırımda kalmamış. En son ne zaman görmüştüm onu. Yine aynı muhallebicide birilerine ‘fırında sütlaç’, ‘kazandibi’ yahut ‘tavukgöğsü’ ısmarlıyordu. Saçlarında bu zamanki kadar beyazlık yoktu. Sakalları vardı ama.

Bir eliyle masaya benimde oturmamı işaret etti. Güldü, gülünce muhallebi dükkânı da bütün müşterilere gülüverdi. Yanındaki sandalyeyi boşalttı. Oturur oturmaz bir elini omzuma attı ve halimi hatrımı sordu.

Ne güzel günlerdi o.

80 öncesi sıcak mı sıcak bir ağustos ikindisiydi. Ceketinin iç cebinden sık sık işlemeli mendilini çıkarır alnına biriken terleri silerdi.

Tatlılarını yiyenler bir bir kalktı.

Uzun bir yola çıkıyorum ben haberin olasın’ dedi.

Hayırdır dedim

Hayır, hayır...’ dedi ve her zamanki gibi gülümsedi.

İki yanağımdan da öptü.

Hesabı ödedi ve bir serap gibi muhallebici dükkânının önünden kayboldu…

Bal ve Merak...

Resim
Yusuf'un çocukluğunu ne çok merak ediyorum.

Uzakta bir yerde orta yerinden çatlamış bir adam vardı ya hani. Köpeğin kollarında ağlayarak zifiri karanlıkta oturan o adam.

Yedi uyuyanların köpeği gibi hakikati bulup sadakatten kopmayan o köpek gibi bir köpek işte.

Hikâyenin ilk durağı.

Çelik bir bardakta şarap içen Yusuf, tutkudan, şehvetten ölmüş anasının kucağına kaçar. Kepenkler iner ve o duru evde açılır gözler.

Ayla aşk imiş.

Aşk ayla imiş.

Yumurta ne kadar sıcak öyle değil mi? Çocukta…

Şiir yazılan kadınlar vardır sonra bir de… ilk gençlik zamanlarında ‘ah’ çektiren kadınlar…

Şiir ne için yazılır bilirim Yusuf.

‘Varolmak’ için…

Sonra o şiirler yayınlanmak ister. Benliğini sarmıştır tanınmak arzusu.

Bardak bardak sarhoş olur Yusuf.

Katlanmak o zamanlardan kalma esasen…

Süte sarılır…

Süt sarıverir içini.

Akar gider boğazından.

Yılanı atar ben’inden…

Yusuf erkek olacaktır ve sevmek isteyecektir.

Bu çok sonraki tafsilat…

Merak edilmez mi şimdi.

Bal kovanının içindeki…

Peki ya babası…

Hiç ortalıkta…

Recep İvedik ve Serinin Devamına Dair...

Resim
Hoşlananı ve hoşlanmayanı bol olan Recep İvedik 3 ilk üç gün açılış rekoru ile serinin devam edeceğini de bizlere müjdelemiş oldu. Ülkemizde kutuplaşmanın en önemli unsurlarından biri olarak birkaç on yıl sonra araştırmacılar için önemli malzemeler çıkaracak bu filmin bu kadar ilgi görmesini kimse halen çözemiyor. Geçen yıl vizyona giren serinin ikinci filminin ekonomik krize rağmen ilkini geçmesi de muammanın büyüdüğünü gözlerimizin önüne sermişti.

Bugün bir eleştirmenin yazısını okurken sessiz sinemadan başlayarak Turist Ömer ve İnek Şaban efsanelerine değin uzanan komedi karakterlerine değinilerek Recep İvedik (Rİ) karakterinin pespayeliği ve bayağılığından söz edilmişti. Bu konuda bende aynı kanıdayım ama hala rekor kırmaya devam eden bu serinin halktan ilgi görme nedenleri üzerine kapsamlı bir çalışma da ortaya konulmadı.

Bir TV skecinden ilham alınarak sinemaya taşınmış bir karakter Rİ. Evinde televizyon seyrederek vaktini tüketen bir anti kahramanı yapılabilecek kolaycı bir yakla…

Monoton...

Uzun zamandır yazamamak insanı daha da korkutuyor. Korkuyorsunuz. Bir daha ne yazabilirim ki? Hergün onlarca film vizyona çıkıyor. Hergün bir film bile seyretseniz zamanın akışına yetişebilmek imkânsız gibi. Netten yeni çıkmış dvd leri inceliyorsunuz. Hiç adını duymadığınız yönetmenlerin, hiç adını duymadığınız oyuncularla çektiği dünyanın bir ucundan filmler gözlerinizin önüne geliyor. Bazen aldığınız bir film beklenmedik bir şekilde iyi çıkıyor. Bazen de filmin bitmesini beklemeden eliniz açma/kapama düğmesine gidiyor.

Hayatın sürekliliği içerisinde yeni bir şeyler yapabilmekte devamlı güncelleniyor. İlgi alanlarınız değişiyor. Bir filmin içerisinden farklı bir alanı merak ediyorsunuz. O alanı deştikçe yepyeni hazinelerle karşılaşabilmeniz mümkün. O yepyeni hazineler eldeki sandığın içindekileri ihmal ettiriyor.

Bakalım monotonluk daha ne kadar sürecek…

Siyad Ödülleri ve Cem Yılmaz

Resim
Cem Yılmaz’ın SİYAD ödül törenini sunması, ödül alan filmlerden çok kendini ön plana çıkardı. Cem Yılmaz sinema camiasında bu tarz ödül törenlerinde öne çıkmayı seviyor. O da biliyor ki yaptığı işler uzun vadede eleştirmenlerin desteği ile ilerleyecek. Sonuçta eleştirmenlerin bir film hakkında yaptıkları övgü veya yergiler ortalama sinema seyircisi üzerinde etkili olabiliyor.

Çok değil birkaç yıl evvel Hokkabaz filmiyle Altın Portakal en iyi film kategorisinde yer alan Yılmaz, o yıl Nuri Bilge Ceylan’a en iyi film ödülünü kendi eliyle takdim etmişti. Ceylan’la aynı sahnede yer alıp ona ödül takdim edebilmek onun için büyük bir sınıf atlama göstergesiydi.

Hokkabaz bana her zaman Ceylan’ın Mayıs Sıkıntısı filmini hatırlatır. Her iki filmde Çanakkale’de geçmektedir ve sarı ve yeşilin harmanlandığı pastoral bir film olarak seyirci karşısını çıkar. Özellikle sarı biraz daha yeşilin önündedir.

Ceylan’ın kahramanı baba ve annesini Şehitler Anıtına götürür. Belki film çekimi öncesi biraz gönül a…

Suskunlar'dan tadımlık...

Resim
Ama bu nemrut bakkal asıl bitişik komşusu ve dolayısıyla ticari rakibi olan bir meslektaşını, hemen yanındaki pencereden hasetle ve yan gözle dikizliyordu. Çünkü ne hikmetse, müşteriler ekşi suratlı bakkalınki ne değil de, komşusunun dükkânına rağbet edip onun mallarına üşüşüyorlardı. Tasasız ve güler yüzlü olan bu komşu bakkalı herhalde anası Kadir Gecesi doğurmuş olacak ki, gayet yaver ve işi rast gidiyor, keselerini açıp para uzatarak yumurta, fasulye, tereyağı, peynir ve Allah’ın daha birçok nimetini isteyen yağlı müşterilerinin taleplerine zor yetişiyordu. İşte bu rakibi, müşterilerden aldığı çil akçeleri cebine her atışta sofu bakkal bir yutkunuyor, belli ki kıskançlıktan çatır çatır çatlıyordu…

Başlangıçta sukut var idi. Ve her yer karanlık idi. Ve yaradan Yegâh makamında terennüm eyledi. Ve bu ışıltılı nağme ile etraf nur oldu. Ve nağme boşlukta yankılanıp geri döndü. Ve yaradan, bu Yegâh nağmenin güzel olduğunu gördü. Ve akşam oldu ve sabah oldu, birinci gün.

Bilirdi...

Bilirdi de…
Ülfet gibi bir şey…
Korkardı da…
Çekinmezdi…
Sürükledikçe sesini
Karşı kıyıya
Bilirdi
En naif hoyratlığı
Korkardı
Ama
Çekinmezdi
Vardır bildikleri
Okuduklarından
Ya da
Hala hatrına düşenler
Sormazlar mı?
Korkarlar dedi
Bir düşündüğü
Çekinerek yaklaştıklarından