Kayıtlar

Temmuz, 2009 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Taşrada Bir Gencin ÖSS Sıkıntısı

Resim
Camın ardında bir genç.
Belli ki kaygılı.
Bir şey mi beklemekte?
Sonra dışarı çıkıyor.
Elinde bir sigara.
Derin derin çekiyor.
Gözleri caddenin karşı tarafında birilerini arıyor sanki…
Sonra sigarasından bir nefes daha…
Koşuyor yolun diğer tarafına.
Postacıyı görüyor.
Soruyor
Var mı bana bir şeyler?
Postacı eline bir zarf tutuşturuyor.
Elinde zarfla kahvenin dışına konulmuş masaya oturuyor.
Bir çay söylüyor.
Sonucu biliyor gibi ama
Yine de işte…
Neticeyi kahvecinin bile görmesini istemiyor.
-Sen bir çay yap getir açarım ben de o arada-
Zarfı açıyor.
Sonra gözleri dalıyor.
Kasabanın gürültüsü bir uğultu sanki.
Duyuyor ama anlamıyor.
Bir motosiklet geçiyor yorucu sesiyle.
Sonra iki teyzenin lak lakı.
Yine bir motor daha…
Gencin bu kasabadan çıkamayacağı kesinleşiyor…
Hayat onun kaderini burada mı çizmiş?
Korkuyor…

Yusuf'un Öyküsü-3 (Sonbahar)

Resim
Yoksunluğun ne olduğun bilen biridir Yusuf. Özgürlükten yoksun olduğu günler ve gecelerin bir anda bitmesi onda büyük bir mutluluğa sebebiyet vermez. Özgürlük yoksunluğundan kurtulmasının tek nedeni, sağlık yoksunluğunun içerisine düşmesidir.

Hapishanede bu gerçeği öğrendiğinde revirin odasında bir kuş görür Yusuf. Kuşu büyük bir dikkatle izler. Yüzünde hiç bir tepki oluşmaz. Kuşun uçma yetisini kullanıp özgürlüğe kanat çırpacağına hapishanenin duvarları arasında bir boşlukta dolaşması tuhafına gider.

Buğulu bir otobüs camının ardında kendi memleketini seyreder. Kafasında bin bir düşünce ile. On yol evvel bırakıp gittiği ve bir daha dönemediği memleketi. Memleket aslında biraz annedir. Anne olmasa memleket neye yarar ki…

Yusuf, köyünün bağlı bulunduğu ilçem merkezinde otobüsten iner ve köyüne gidecek vasıtayı beklemeye koyulur. Göğün yarılması gibi bir hadise olur. Bardaktan boşanırcasına bir yağmur esir alır onu. Belki de yağmur yağacak, annesine gideceği yollar temizlenecek ve arınacak…

Kıskanmak

Resim
Kıskanmak . . .

Seniha’nın yüreğinde ilk beliren, kendisini ilk duyuran ve hemen her gün daha fazla gelişip büyüyen his bu olmuştu. Halit’le aralarında sekiz yaş vardı ve onu kıskanmadığı bir zamanı hiç bilmiyordu. Hayal meyal hatırladığı zamanlarda da herkes kendisinin kara kuru, Halit’in ise beyaz, sarı saçlı ve mavi gözlü olduklarına bakarak: ‘Bu kız, o oğlan olmalıydı!’ demişler, hep ağabeyini okşamışlardı. Çirkinlerin sevilmemeye ve güzeller için daima feda edilmeye mahkûm bulunduklarını Seniha pek küçük yaşından itibaren bilmiş, anlamıştı.


...

Nahid Sırrı Örik'in dramatik yapısı çok güçlü olan Kıskanmak adlı romanından uyarlanan bu filmin beyaz perdeye nasıl yansıdığını doğrusu çok merak ediyorum.

Yusuf’un Öyküsü–2 (Yumurta)

Resim
Anne ve oğul arasında yılların getirdiği derin uçurumlar oluşmuş. Oğul taşranın içerisinde yaşamanın verdiği bir sıkılganlık sonrası iyi şiir yazmanın da verdiği özgüvenle şehirde buluveriyor kendisini. Şehir hayatının şiirle keşfedilmesi gibi bir şey.

Bir şair en çok şehirde mi kendisini buluveriyor yoksa?

Küçük bir sahaf dükkânı açıp ruhuna kitapların arasında bir menfez açıyor. Bu menfezde kimsenin bulunmasına izin vermiyor. Annesinin bile…

Anne onun için uzaklarda bir yerlerde yaşayan ve kırık hatıralardan beslenen bir imge. Şiirleri onu kurtarıyor.

Yazmasaydım çıldıracaktım sendromu…

Kitapların arasında küçük bir semaverde çayını demliyor. Çaydanlığın buharı kitapların arasından süzülüp dükkânın camlarını buğulandırırken bir telefon sesi yaşamının dört yol ağzındasın diyerek açılıyor.

Telefonu kapattıktan sonra Yusuf, arabasına atladığı gibi kızgın, kırgın ve küskün olduğu o eski kasabaya geri dönecektir dönmesine ama annesizlik yeni bir dönemin kapılarını açacaktır onun için.

Annesinin…

Yumurta Filminin Kitabı

Resim
Seçil Büker ve Hasan Akbulut’un bir tek film üzerinden oluşturdukları kitaptan karşı açı sayesinde haberdar olabilmiştim. Daha sonraları çeşitli kitapçılarda kitabı bulabilme aktivitelerimin başarıya ulaşmaması her zaman kullanılan yöntemin doğru olacağını gösterdi. Doğru yöntem, bütün kitaplara aynı anda ulaşabileceğiniz internet üzerinden satış yapan kitapçılardı.

Birkaç gün sonra elinize geçen kitabın sizi bu kadar heyecanlandırması büyük ihtimalle sadece sevdiğiniz filmden bahsetmesidir. Bir yönetmen bir film yapıyor ve bunu izleyicinin beğenisine sunuyor. Sonra belki bir sinema salonunun karanlığından, belki de yapayalnız evinizde o filmi seyrediyorsunuz.

Sonra sinema salonundan çıkıyorsunuz ve yürüyorsunuz ya da dvd player’ı kapatıp başınızı koltuğa yaslıyorsunuz. Sonrasında hep o filmle ilgili görüntüler üzerine düşünüyorsunuz. Ve görüntülerin üzerine binen sesleri…

Kitabın birkaç gün içerisinde bitmesi muhtemel oluyor haliyle. Filmdeki görüntülerin ve seslerin yorumlanması sizin …

Turna ve Gayda-2

Resim
Berat Demirci, kitaba ismini veren bu denemesinde izlediği Braveheart filminin onun Anadolu’ya tutkun yüreğinde hissettirdiklerinden bahisle nefis bir film analizi yapar.

Filmin anlattıkları veya anlatamadıkları onun ilgisine girer. Onun için filmin en can alıcı noktası İskoçların gayda isimli bizim tuluma benzeyen müzik aletleridir.

Gayda çalıyor, gayda çıldırmış, gayda neyi var neyi yok ortaya döküyor; hüznü ve sevinci ve yiğitliği.

Yazarın aklına böyle güzel bir manzaranın olduğu İskoç memleketinde neden turnaların olmadığı sorusu düşüyor ve kendi muhayyilesinden turnaların olduğu bir Cesuryürek filmi kuruyor.



Allah’ın İskoç’u nerden bilsin gaydayla turnanın âvâzının hısımlığını. Ne vardı bir haber e-mail ederek(!) yardım isteyeydiniz de, himmet edip filmin uygun sahnelerinde turnalar uçuraydık. Mesela, sevgililerin şeb-i arusunun sabahında bir çift turna havalanarak düğünlerini kutlayaydı; İskoç derebeyleri Cesur Yürek’in başbuğluğunda birleştiğinde, gökte de bir şâh turnanın kılavuzl…

Yusuf’un Öyküsü–1 (Uzak)

Resim
"filmlerimden en çok Uzak'ı severim,
sebebi çok üşümem.."
(Mehmet Emin Toprak)

Yusuf ismi Türk filmleri için bulunmaz bir karakterdir. Yusuf, bu topraklarda yaşayan benim senin gibi bir insandır ama onun kendine dönüşleri, kendiyle hesaplaşmaları farklıdır. Bir gün yaşadığı küçük kasabadan çıkıp uzaklara gitmenin hayallerini kurar. Bu hayali de gerçekleşir gerçekleşmesine ama umulmadık hesaplamalar yapmıştır Yusuf. İki dağın arasındaki kasabadan okyanusa açılmanın hayali, Tarkovski ile pornografi arasında karar kılamamış bir akrabasının hanesinde hüsranla sonuçlanır.

Yusuf’un o akrabasının adı Mahmut’tur. Mahmut’un yeni bir Tarkovski olabilme hayalleri veya Tarkovski gibi film çekebilme isteği tuhaf arzularının esiri olmuştur. Evli bir kadınla ilişki yaşar. O kadına da gereken değeri vermez zannımca. Doğru dürüst konuşmazlar bile aralarında. Kadın kaçarcasına uzaklaşır Mahmut’un evinden.

Mahmut, yine duyarsız ve umarsız bir vaziyette kanepeyi temizler. Ekmeğini zeytinyağına…

Turna ve Gayda-1

Resim
Berat Demirci, geç keşfettiğim ve sonrasında da keyifle okuduğum bir yazar oldu. Altıncı Şehir’in A.Turan Alkan’a açılan bir kapı olması sonrasında Turna ve Gayda’da Berat Demirci'nin kitapları ve yazılarının okunması için bir vesile oldu.

Anadolu kültürü ile ilgili kendi yaşanmışlıklarından yola çıkarak gerek günümüz modern toplumları ile ilgili yaptığı değerlendirmeler gerekse bu kültürün derin bir tarihi olduğunu okuyucuya ispat eden müellif, büyük bir iş kotarıyor.

Deneme dalında Türkiye Yazarlar Birliği’nin 2000 yılındaki ödülüne layık görülen bu kitap tam anlamıyla bir deneme kitabı olamayacak kadar güzellikler barındırıyor.

Anadolu’da televizyonun, internetin veya ipodun olmadığı zamanlarda çocukların oyunlarından başlayarak trajik bir mesel anlatıyor ilk yazısında. Yazının başlığı Oynum yok. Sadece çocukların oyunlarından da bahsetmiyor yazar. Koskoca adamların bir semaver çay eşliğinde musiki terennüm etmelerini de oyuna benzeterek eski latif bir hayatı bizlerin önüne sunuyo…