Kayıtlar

Ağustos, 2010 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Yumurta'nın Zihinde Bıraktığı İzler - 2

Resim
Ve Gölcük.

Anne ile gidilen uzun yazların gölcüğü. Sütler peynir haline getirilir. Pazarda satılır ve o parayla birkaçgün gölcüğün serin havasında nefes alınır.

Ayla da öyle söylemiyor mu şimdi. Annesinin hep onu beklediğinden. Yusuf gelecek ve tekrar hep beraber Gölcüğe gidilecek.

Yusuf’u beklemek ümidi ile geçirilen bir ömür.

Yusuf bohem mi oldu nedir. Yusuf kendi köklerinden kopuk.

Yusuf’un yumurtası kırılmalı kendi elleriyle. Ancak bu kırılmaya bir kadın da eşlik etmeli.

Ayla işte o kadın.

llk işaret, zaten sürünün yarından önce dönmeyeceği ile veriliyor. Yusuf bu kadına kalbini yavaş yavaş kendi elleriyle teslim ediyor.

Kurbanın gelmesi ertelenecek. Annesi onu bir yerlerde izlemektedir artık. Vefasız dargın oğlunu tekrar kendi göğsüne çekmiştir ve emzirmektedir.

İki yaşlı kadının evinin öbüne giderler annelerinin selamını söyleyerek. Kadınlar annesinin istediği şeyi tekrarlarlar sanki. Bu Yusuf’un çok hoşuna gider ve kıza usulca çaktırmamasını söyler. İlk defa hayal kurar Yusuf. Dudakları…

Hayat Var!

Resim
İçim daralıyor Hayat.

Bunalıyorum.

Aynı sokaklarından da geçmedim İstanbul’un.

Göksu’da evim olmadı izbe.

Dokunsan ağlarım şimdi.

Hadi dokun kanat

Lime lime etlerimi.

Nefes alıp verişin korkutuyor beni.

Ölecekmişiz gibi. Öldüğüm…

Anlamı kaymadan düzelmeli

Yaşam ve hayat

Tutunabilecek bir dal

Ayyaş, keş, baba,

Sonra dede…

Yelkenli olacak,

Hayat!

Motor gibi değil de

Gülecen sahiline bırakacak işte.

İşte böyle değil mi

Yutkunacak

İyilik yapan, iyimser

Sonra çıkacak zincir kafesinin içinden

Saldıracak

Saldıracak

Durulmayacak

Durulduğunda gülüşlere gülecek

Gözlerinde nefessiz

Koynunda bir çikolat

Ah Hayat!

Dokunsan ağlarım şimdi.

bir dokunsan…

Yumurta'nın Zihinde Bıraktığı İzler - 1

Resim
Yumurtayı izledim bu hafta sonu uzun uzun. Daha üçlemenin diğer filmlerine geçmeden uzun uzun Yusuf’un yolun yarısından yaşamının nasıl göründüğüne baktım. Yavaş yavaş Yusuf’un yaşlarına doğru ilerlemenin vermiş olduğu bir hüzün tetiklemesi de olabilir benim ki.

Dingin bir ırmak gibi izledim Yumurta’yı, Hesse’nin Siddharta’sında ki Govinda gibi bir ırmağının kenarına çökerek izledim. Suyun oynayışında kendi hayat çizgimi gördüm. Yumurta Yusuf’u anlatmıyordu beni, seni, bizi anlatıyordu.

Yusuf bir gece vakti, şarabı kadına tercih ettiğinin hemen sonrasında annesinin öldüğünü haber alıyor ve derin bir kuyuya kendini bırakıyor. Biliyor ki bu kuyu onu ya öldürecek ya da yeniden diriltecek.

Sadece yolları, tünelleri, yol kenarındaki ışıkları ve gecenin karanlığında bu garip adamı izliyoruz.

Annenin ölümünden bahsetmişken bir hasta ziyaretinden dönerken bir arkadaş annenin ölümünün bütün bir dünyanın ölümü gibi olduğundan bahsetti. Aniden arabayı durdurdum ve o anda onun yüzüne baktım. Korkunçt…

Semih Kaplanoğlu'nu Sevmek-1

Resim
Yazının sonunda söyleyeceğimi başta söylemek en iyisi. Semih Kaplanoğlu’nu sevmek yersiz yurtsuzluğu kabullenmektir. Mülteci olabilmektir. Hakikatin peşinde bir arayıştır onunki.

Nuri Bilge Ceylan’la ilgili hazırladığım yazıdan sonra sevdiğim yönetmenlerle ilgili böyle bir dizi yapmaya karar verdim. Nuri Bilge’nin benim sinema izleyicisi olarak hayatımda özel bir yeri vardır. Belki 90 lı yıllarda Türk Sineması adına bir umut taşıyan tüm yerli izleyicinin de böyle bir beklentisivardı. Nuri Bilge o umudun taşıyıcısı oldu. Yepyeni bir dil geliştirdi ve o dil diğer genç yönetmenler için de önemli bir yön tayin etti.

Semih Kaplanoğlu bu dönemde ortaya çıkmış yönetmenlerden biridir. Yönetmenliğe veya sinemaya başlamasını kastetmiyorum. Yoksa baktığımız zaman TV dünyası için o zamanlarda yazıp yönettiği bir dizi ile önemli izleyiciyi de kendine çekti. Kadın erkek ilişkileri için önemli bir gözlemi yansıtıyordu bu dizi.

90 lı yıllarda ortaya çıkan sade ve dingin dilin bir ucundan da o tuttu. Ken…

Kasaba'ya Devam...

Resim
Çocuklar okuldan çıkarlar koşturarak. Kendi evine, kendi bahçesine, kendi küçük kâinatına koşar çocuk. Çocuk için kalabalıklar önemli değildir. Çocuk kendi için bir oyun alanı ister. O oyun alanı her yer olabilir. Bir mısır tarlası yahut bir dere kenarı.

Çocukların oyun bahçesi oluşturma gayretleri ile ilgili kasabadan devam edersek, iki kardeş okuldan çıkarlar ve uzun bir yolun kenarından ilerleyerek evlerine varmaları gerekmektedir. Küçük erkek kardeş biraz daha meraklı ve sorumsuz olduğundan hep bir yerlere tırmanma, hep bir yerlere kaçmak istemektedir. Eski bir mezarlığın içine girerler yol kenarından. Okul-ev güzergâhından sapılır. Tarihi taş mezarlıkların üzerinden atlanır. Ağaç gölgesinden şekerleme yapan eşek sevilir.

Abla hep kardeşini kollar. Çünkü o emanettir. Bilir ki en ufak bir olumsuz sonuçlanacak yaramazlığın faturası derhal ona kesilecektir. Abla hep hüzünlüdür. Artık büyümeye başlamış ve bu tepelerin ardındaki yeni yerleri merak etmektedir. Zorla kardeşini tutar ve eve…