Gezgin-Sadık Yalsızuçanlar-Timaş Yayınları
Süt-Yönetmen: Semih Kaplanoğlu

Böyle yazıyor Dem’in bir yerlerinde Sadık Yalsızuçanlar, Cemil’in hayat hikâyesini anlatırken. Cemil ismini telaffuz edip geçmemeli elbet. Yazar Cemil’i anlatırken bizlere otobiyografik bir roman kuruyor.
Böyle bir romanda acılarını yazıyor, acıların en ayyuka çıktığı zamanlar ergenliğin en deli çağlarından başlıyor. Kimi zaman çocukluğuna gidiyor, kimi zaman masa başında oturup bilgisayar ekranının karşısında geçirdiği günleri anlatıyor. Anılar, unutulmaya yüz tutmuş bir iş arkadaşının hastalığını da hatırlıyor ve acıtacak biçimde kalemden kâğıda geçiyor.
1960lı yılların Malatya’sında geçen çocukluk günlerinin en kayda değer ve en ümit aşılayan anıları dedeler ve büyükanneler ile ilgili. Onların varlığı çocukluğun korkunç manzaralarına kol kanat geriyor. Koşmaktan yorulup ta ekmeğin arasına dürülüveren nevalelerle enerji depolanıyor. Onlara ait evlerin kuytu gölgelerinde uykuya dalınıyor ve hep o gecelerde nefis rüyalar görülüp, o görülen rüyalar hayra yoruluyor.
O zaman televizyon yoktu. Televizyon olan odaya babaannem girmezdi. Babaannem leylak gibi kokuyordu. O zaman çok güzel kokular vardı. Pis şeyler yoktu. Cam gibiydi her şey…
Beyazı görüyordum. Annemin elleri beyazdı, anneannemin, babamın, dedemin, teyzelerimin elleri, yüzleri ayakları beyazdı. Gözleri çok canlıydı. Bakarken gülümsüyorlardı…
Dedim ya cennet gibiydi. Cennetin nasıl bir yer olduğunu sorardım anneanneme, bizim bahçe gibi anlatırdı…
