Kayıtlar

Mart, 2010 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Pandora'nın Kutusu Açılıyor...

Resim
Pandoranın Kutusu ne zaman açılacak. Bence üç kardeş İstanbul’dan ilk yola çıktıklarından beri o kutu açık.

Birbirlerine karşı devamlı bir önyargı ve kollama var. Bunun çıkış kaynağı anneleri ile ilgili bunu anlıyoruz. Küçük kızın annesinin devamlı karışmaları ile ilgili ilk gençlik dönemlerinde çatışmaları olmuş mesela.

Bunu hiç unutmamış. Erkek çocuk desen bambaşka bir âlemde. Özgürlüğe alışmış.

Büyük kız ise evladının derdine düşünce ne anne kalmış fikrinde ne sıla.

İlk şaşkınlığı araba bozulunca yaşıyorlar.

Daha kendi memleketlerinin insanlarını bile tanıyamayacak kadar kaybolmuşlar.

Anne fiziken kayıplardayken çocukları ruhlarını kaybetmişler…

Mihram ve Vicdan...

Resim
Mihram’ın hayat hikâyesi beni etkiledi. Globalleşen dünyada Mihram’da bir şeyler yapamaz mı? Evinin geçimini nasıl sağlayacak. Biri okulda diğeri ise eşinin karnında.

Mihram Allah’a da inanıyor. Gerçi hep dar zamanlarda kapısını çalıyor Rabbinin ama olsun. Acziyetini kabul ediyor ve gönlünce yakarıveriyor. Bu yakarmalar kumar sonunda da oluyor, içki masasından kalkıp eve dönerken de…

Mihram bu!

Samimi, kurnaz ve cesur…

Mihram’ın bence en büyük kazancı eşinin onu büyük bir teslimiyetle sevmesi. O hata yapıyor, Elif affediyor. İstiyor ki Mihram kabiliyetini değerlendirsin ve yerleşik bir iş kurarak hiç başlarından ayrılmasın.

Elif Mihram’ın yanlışlarının bir gün doğruya çıkacağını biliyor. Onun gözünde eşi şefkatli bir adam. Böyle şefkatli bir adama Allah aydınlığı gösterecektir diyor.

Arada içse de Mihram, sapıtmıyor hiç.

Fırsatını kolluyor. Fırsat, vicdanla çarpışıyor arada.

Vicdan en çok çocuklarına bakınca dokunuyor…

Ah hayat!

Çocuklar Allah’ın doğruluk timsalleri.

Mihram, yeni temizlenen dükk…

Berber Çırağı

Resim
Korktum görünce berber çırağını
Dükkânın kapısı hafiften aralıktı
Arkası da dönüktü bana.
Elinde traş fırçası temizlemekte tezgâhı
Korktum!
Berber çırağından işte.

Usulca selam verdim.
Arkasından da soruverdim
Ustan nerde diye
Hala aynaya doğru yüzü
Sol elinin altında bir ustura
Sıkıştırsa parmaklarının arasına
Bir anlık iş sallaması boğazıma
Haksız mıyım şimdi korkmamakta.

Duymadı zannettim.
Tekrarladım
Yükselterek sesini tonumun
‘usta yok mu’?

Bu çırak ta bir tuhaf yahu
Selamımı da almadı zaten…
Devam etti tezgâhı silmeye
Usturada hala elinin altında

‘Yok’ dedi işte
‘Usta yok’!
Gözleri kesti gözlerimi
Kapı aralığından
Bir adım daha düştüm geriye

Kapı hala sızmalık
Ustura keskin
Çırak korkunç
Bende saç sakal karmakarışık

The Market: A Tale of Trade (Pazar: Bir Ticaret Masalı)

Resim
Komik bir adam Mihram. En çokta ‘yüklü’ eşini güldürüyor. Akşamları mutfak penceresini açıyor. Dışarıda soğusun diye bıraktığı bir şişe birayı açıyor ve eşinin yaptığı çorbayla o zıkkımı içiyor. Mihram evine bağlı bir adam. İyi bile sayılabilir aslında. Kimseye eyvallahı yok. Kendi yağı ile kavrulup ticarette yenilikleri de takip ediyor.

Mobil telefonların ülkemize ilk girdiği zamanlardayız zaten. Mihram bu işin ileride iyi para getireceğini bildiğinden kasabaya küçük bir telefon dükkânı açmak istiyor. O kadar sermayesi yok ama getir, götür ve bul yöntemi sayesinde sermayeyi toplamaya başlıyor. Öyle kolay da toplanabilecek bir para değil bu dükkân açma parası.

Burası küçük bir kasaba da olsa piyasaya birileri hâkim ve Mihram’ın böyle eyvallahsız iş yapmasını istemiyorlar. Ne bir dükkânı var Mihram’ın ne de kaydı kuydu. Sen bir teleskop istiyorsun torunun için ondan o, teleskopun ne olduğunu bilmese de ‘şu kadar verirsen getiririm’ diyor. Cebinden kirli, küçük bir defter çıkarıyor ve not…

Uzak İhtimal’de Veda Sahnesine Dair

Resim
Ne güzel değil mi?

Sevdiğinle çıkılan kısa ama upuzun yolculuk.

Sayfiye yerine doğru arka koltuktan uzatılan kaçamak bakışlar.

Hep onunda sana karşı bir şeyler beslediğine dair hisler, içlenmeler ve düşünceler.

Bir gün belki…

Aşk sürpriz bir kutudur bazen.

Çıkagelir…

Kurulur alnının tam orta yerine, bağdaş kurup oturur…

Unutturur sorumlulukları da…

Sıcak ve terli bir akşamüzeridir sevgili…

Platonik sevgili…

Sigara gibi mi? Bilinmez ki…

Baş ağrısı yapan dayanılmaz bir sıcak sonrası gölge arandığında ağızdan çıkıverecek gibidir…

Seni sevebilsem…

Sevsem ve sevilsem…

Sonra yağmur başlar Şile’de.

Şile bir anlık kaçamaktır…

Kaçıp kurtulursun işte…

Bakarsın onun tel tel ince saçlarına uzun uzun

Ya da bakamazsın ne bileyim ben…

Tekrar uzun ve karanlık izbeye dönüşte gelmek istersin sayfiyeye…

‘Ah’ bir defa daha gelebilsek keşke…

Gelsek olmaz mı yine?

‘Olmaz der’ bakışlarını düşürür uzattığın kaçamaklardan…

Uzun bir yol görünür…

Kahve falı değil ki bu sigara ile beraber yarenlik eden…

Yüz düşer…

Can düşer…

Şile düşer…

Şi…