The Market: A Tale of Trade (Pazar: Bir Ticaret Masalı)


Komik bir adam Mihram. En çokta ‘yüklü’ eşini güldürüyor. Akşamları mutfak penceresini açıyor. Dışarıda soğusun diye bıraktığı bir şişe birayı açıyor ve eşinin yaptığı çorbayla o zıkkımı içiyor. Mihram evine bağlı bir adam. İyi bile sayılabilir aslında. Kimseye eyvallahı yok. Kendi yağı ile kavrulup ticarette yenilikleri de takip ediyor.

Mobil telefonların ülkemize ilk girdiği zamanlardayız zaten. Mihram bu işin ileride iyi para getireceğini bildiğinden kasabaya küçük bir telefon dükkânı açmak istiyor. O kadar sermayesi yok ama getir, götür ve bul yöntemi sayesinde sermayeyi toplamaya başlıyor. Öyle kolay da toplanabilecek bir para değil bu dükkân açma parası.

Burası küçük bir kasaba da olsa piyasaya birileri hâkim ve Mihram’ın böyle eyvallahsız iş yapmasını istemiyorlar. Ne bir dükkânı var Mihram’ın ne de kaydı kuydu. Sen bir teleskop istiyorsun torunun için ondan o, teleskopun ne olduğunu bilmese de ‘şu kadar verirsen getiririm’ diyor. Cebinden kirli, küçük bir defter çıkarıyor ve not alıyor. Bilin ki o not alırsa mutlaka bulacaktır ismini bile telaffuz edemediği o ‘şey’i.

Hayat böyle kolay ve rahattır aslında. Küçük bir burjuva hayatı bile sayılabilir onun yaşamı. Akşam yemeğinden sonra biraz tv izleyip süzülüverir kahveye. Kumar sermayenin arttırılabileceği en kolay yoldur onun için ama hiç kazanamamıştır şimdiye değin. Alınterini akıtmasını istemiştir inandığı ve başı sıkıştığında dua ettiği Allah’ı.

Bir yol ayrımı noktasına ulaşır bir anda Mihram. Vicdan ve kolay kazanç ilk defa cendereye sıkıştırmıştır ruhunu. İyilik yapıyım derken sermayeyi de bir dükkân açacak noktaya taşıyacak mıdır? Bu önemli kavşakta oligarklarda yakasını hiç bırakmaz onun. Vizyon sahibi Mihram’ı adım adım takip ederler ve her hamlesini çözmeye çalışırlar.

Lakin Mihram arkasında hiç iz bırakmadığı için en kolay yol ortak etmektir onu da bu küçük pastaya. Mihram ancak o zaman zaptedilebilir. Mihram hayaller ve suçluluk duygusu arasında gidip gelirken bir sürü hata da yapar.

İyilik ve kötülük aynı kapta toplanmaz ki… Mihram toplayabileceğini zanneder. Sonra nasıl olsa tövbe edecektir… İyiliği çok büyük bir kötünün kucağına bırakır. Ruhunun ortasına kurulu bir saatli bomba gibidir suçluluk. Her gün onu kepenkleri kapalı dükkânların ortasında sigaya çeker. Sermayeyi tamamlamış dükkânı açacaktır ama hatalar oligarkların da gözünü açmıştır.

Yol ayrımı bu dümdüz adama yaramamış ve iyice yaralamıştır.

Ticaret bir tuzaksa Mihram ağır yaralıdır artık…

Kurtulabilene aşk olsun…

Yorumlar

Dalgaları Aşmak dedi ki…
Güzel ve değişik bir filmdi.Severek izlemiştim.

Bu blogdaki popüler yayınlar

Elia Kazan'ın Taşra İzlenimleri ve Yumurta

Hiçbir Gece (1989)