Kasaba'ya Devam...


Çocuklar okuldan çıkarlar koşturarak. Kendi evine, kendi bahçesine, kendi küçük kâinatına koşar çocuk. Çocuk için kalabalıklar önemli değildir. Çocuk kendi için bir oyun alanı ister. O oyun alanı her yer olabilir. Bir mısır tarlası yahut bir dere kenarı.

Çocukların oyun bahçesi oluşturma gayretleri ile ilgili kasabadan devam edersek, iki kardeş okuldan çıkarlar ve uzun bir yolun kenarından ilerleyerek evlerine varmaları gerekmektedir. Küçük erkek kardeş biraz daha meraklı ve sorumsuz olduğundan hep bir yerlere tırmanma, hep bir yerlere kaçmak istemektedir. Eski bir mezarlığın içine girerler yol kenarından. Okul-ev güzergâhından sapılır. Tarihi taş mezarlıkların üzerinden atlanır. Ağaç gölgesinden şekerleme yapan eşek sevilir.

Abla hep kardeşini kollar. Çünkü o emanettir. Bilir ki en ufak bir olumsuz sonuçlanacak yaramazlığın faturası derhal ona kesilecektir. Abla hep hüzünlüdür. Artık büyümeye başlamış ve bu tepelerin ardındaki yeni yerleri merak etmektedir. Zorla kardeşini tutar ve eve gitmeleri gerektiğini söyler. Uzun otlaklardan geçerler. Mısır tarlalarına dokunurlar. Ayçiçeklerine sarmaş dolaş olurlar.
Gün batmak üzeredir artık. Anlarız ki ev çok uzaktır okula. Ağaçların ardında bir bahçelik gözükür. Anne baba dede ve büyük kuzen oturmaktadırlar. Anne havanın kararmasıyla birlikte bir ateş yakar. Baba yardım eder.

Baba, bu köy ve kasabadan değildir sanki. Gözlüklü ve entelektüel görünümlü bir adam. Kendi hemşehrilerine yardım edebilmek için ve aldığı eğitimle kendi yöresini kalkındırabilmek için ailesini de ardından buraya sürüklemiştir. Ocak yanar. Anne bir yandan taze mısırları sürer közün olduğu tarafa. Mısırlar çıtırdamaya başlar çocuklar acıkmıştır. Önlükler çıkartılır ve bir ağaç gölgesine bırakılır yorgun bedenler.

Birazdan dede Birinci Dünya savaşı hatıralarını anlatmaya başlayacaktır...

İlk bölüm için bkz.

Yorumlar