Kayıtlar

Kadim bir belgesel...

Resim
Kadim isimli bir belgesele rastladım gecenin bir yarısında. Genç bir yönetmen(Okan Avcı) çektiği belgeseli anlatıyordu. Marshall yardımından, 12 Eylül darbesinden falan bahsetti sonra. Babaannesinin filmin en önemli öznesi olduğunu ve bu tarihi olayların onun yaşamına çektiği teğetler hakkında konuştu. Kısa sürdü anlattıkları. Bu konuşmadan bir tek aklımda kalan “babaannemin bir tek inancı ve çocukları ile torunları var” demişti.(tam olarak bunu söylememiş olabilir ama bunu ifade ettiğine eminim) Benim bu belgeseli izlemem için en büyük sebepte bu oldu.   Belgesel tan yeri ağarmadan bir evin damından doyumsuz bir manzara ile açıldı. Dağların ardına saklanmış kızıllıklar çıkmak için gün sayarken bir yaşlı teyze(yönetmenin babaannesi olan Ayşe Avcı) elinde ibrik ile o manzaraya karşı ömrümün gördüğüm en güzel abdestini alarak kuzine sobanın yanında namaza durdu. Yönetmen, sırf bu kadar bir sahneyle bıraksaydı bile benim için en sağlam sinemacılardan biri olurdu buna emin olun. So...

Ercan Kesal'dan Bu Ülkenin Yetimlerine Dair...

Resim
Ercan Kesal, dün bir yazı yazmış yetimler ve kendi yetimliği ile ilgili. Yazının tamamını buradan okuyabilirsiniz. Ben sadece bu yazının en yürek yakıcı bölümlerini burada paylaşacağım.  ... Faruk öldü bir ay sonra. Cenazesine gittim. Mahalle arasında küçücük bir cami. Az sayıda cemaat. Namaza durduk. Hemen yanımda Faruk’un babası ve küçük oğlu. O da namazda. Tam helallik alınıyor, ardından dua faslı başlayacak, çocuk yavaşça musalla taşının yanına gitti. Babasının, kefeniyle konulmuş cenazesine yanaştı ve başını onun göğsüne koydu. İmam ve oradakiler, bir süre manasızca baktık çocuğa. Babası hâlâ yaşıyordu sanki ve o kadar alışkın bir tarzda koymuştu ki ölünün göğsüne başını… “Yetim işte.. Ne yapsın” diye mırıldandı yanımda dikilen mahallenin berberi. ... Avanos.. Ağustos akşamı.. Sekiz dokuz yaşlarındayım. Salonun bahçeye açılan penceresi açık. Ilık bir rüzgâr bahçeden gelen kokuları içeriye taşıyor. Evde kimse yok. Annem ve kardeşlerim niye evde değiller, b...

Güzel Günler Görmek...

Resim
Yorgun akşamlar sonrası gecelere uyanıyorum. Uzun seyahatler canım çekiyor. Güneş doğmaya yakın bir servis aracı gelip alıyor bedenimi. Elimde bazen küçük bir kitap, bazen de deste kâğıtlar. Güneşin doğumuna daha fazla katlanmayım diye sağ tarafa oturuyorum. Uzun hikâyedir bu serviste ki ruh hali. Detaylı girmek istemem. Nerden geldiyse aklıma filmini hatırladım. Farklı insanların farklı zamanlarda karşılaşmaları üzerine. Sevemedim desem yeridir ama nedense görüntüler bir bir gözümün önüne düştü. Kader kesişmedir diye anlıyoruz hep. Bu filmde de insanların karşılaşmaları üzerine farklı açılar var. Bu filmde belki de tek sevdiğim şey de bu. Gerçi başka filmlerde de denenmiş bir şeydir bu. Ama tutunamayanlar ın hikâyesi ve karşılaşmaları her daimde ilgi çekmiştir. Ve büyük insanların arasında kaybolup giden küçük çocuklar da var bu hikâyelerin içinde. Yaralıdır içerim Dışa ne akseder bilinmez... İsmi bile başlı başına bir kitap konusu olabilecek bir film Güzel Günler Göreceğiz . ...

Atlıkarınca (2011)

Resim
3 bölüme ayrılabilecek bir yanı var Atlıkarınca’nın. İlk bölüm, mutlu, huzurlu ve ekonomik açıdan da gayet rahat bir ailenin yaşamına Kurban Bayramı’nın ilk günü kurban kesimi ile giriyoruz. Kurban kesimi esnasında veya kurban kesimi sonrasında babanın hoşnutsuzluğu yüzüne yansımıştır. Annenin zoruyla bu kurbanın kesildiğini ilerleyen zamanlarda anlarız. Baba titiz biri ve bu titizliği karısı üzerinde uygula(ya)madığından çocuklarını biraz da zalimce sayılabilecek şekilde hassasiyetini hissettiren bir mizacı var.   İlk bölümde babanın zalim(ce) hassasiyeti dışında normal şeyler görürüz. Ailecek lunaparka gidilir; eğlenilir; vakit geçirilir. Evin büyüğü olan erkek çocuğunun melankolik ve içe kapanık ruh hali ile ilgili yönetmen bir ipucu atar ama çok ta üzerine gitmemize izin vermez. Geceleri evin avlusunda atlıkarınca oyuncağının başında çaresizce oturan bu erkek çocuğunun “derdi” hakkında malumata sahip olamayız. Adam eli kalem tutan biridir ve kadının taşra da kalma arz...

Cihan Aktaş Kiyarüstemi'yi yazmış...

Resim
Cihan Aktaş, Hayal Perdesi 'nin son sayısında Abbas Kiyarüstemi'nin 'Şirin'i ni yazmış. Dergide ayrıca yönetmen hakkında kapsamlı bir dosyada hazırlanmış.

True Grit

Resim
Yaşam bir savaş şeklinde ilerliyor. Altta kalanlar, ezilenler de var. Bu mücadeleden galip çıkanlar da. Yaşlar fark etmiyor. Zalimlerin gücü varken mazlumun da umudu var. Toplumun kendi içinde kurduğu bir dengeden bahsetmek mümkün. Firak ve yeisin boğuculuğunda uzaktan seçilen bir ziya bile insan yüreğinde kıpırtılara sebebiyet veriyor. Işıklar türlü türlü. Lakin bence bu yerküre de en önemli umut kaynaklarımızdan birisi içimizde yaşayan bilge ve ihtiyarlar. Onlar olmasa bu hayat döngüsü ve bilmecesinin karanlık girift sokaklarından çıkabilmemiz mümkün olamazdı. Cohen Biraderler, daha önceki yapıtlarında vurguladıkları gibi son eserleri İz Peşinde ’de ihtiyar ve bilgelerin peşine takılarak eski bir vahşi batı masalının içine sürüklüyorlar bizi. Bir kız çocuğunun babasının katilini bulma peşinde sürdürdüğü amansız mücadelesinde ona yardım eden hep ihtiyarlar. Bu ihtiyarlar kafamızda kurguladığımız bilge, tonton ve aklı başında ihtiyarlardan biraz farklı. İçip içip küfrediyorlar ba...

Ben, Bu Film Tenhada

Resim
Bu   şair film görmüş mü? En tenhada duyulur fragmanın uğultusu Paltomun cebine sıkıştırdığım üç beş cd. Baba derse çocuk susarım Dağ kadar heybet yok artık Elimi öbür avucuma tutar Yokluğumdan sıvışırım Refik bilmez refika da. Bu sustuğum benim dilim değil Bir pet şişeye hapsolmuş uykusuzluğum Bu sinemada perde  senin?   Hiç değil… Fotoğraf: Güven Kebeci