Baba ve Oğul

Adam devamlı surette oğlundan bahsediyor. Gözlerinde tuhaf bir kırılma var sanki. Ağlayacak gibi ama değil. Duracak ve hiç gitmeyecek gibi de…

Oğluna aldığı ilk bisikletten söz ediyor. Saatlerce peşinden koşturduğundan… Ve çevresinin ‘sen bu çocuğun üzerine fazla düşüyorsun’ serzenişlerinden. Sonra ‘ileride ben doktor olup babama bakacağım’ dediğini hatırlıyor.

Zaman nasılda hızla geçiyor. Adam sessiz adımlarla yerinden kalıyor. Ter kokusu bütün odayı kaplıyor.

Ve oğlu yıllar sonra ÖSS tercihinde mühendislikte karar kılıyor… Adam ise hala gözlerindeki o kırılmayla arada sırada yanıma uğruyor…

Yorumlar

Journey to Orient dedi ki…
babalar oğullardan, oğullar babalardan çok şey bekliyor, çok şey yüklüyor ve çokça birbirlerini hayal kırıklığına uğratıyor.

anneler ve kızları da böyle :)

fakat anneler ve oğullar, babalar ve kızlar arasında bu zorunluluklar, kırılmalar daha az gözlemlediğim kadarıyla.

herkes kendi cinsini mi mükemmelleştirmeye, bir kalıba sokmaya (tam da kendi kalıbına) çalışıyor bilemiyorum.

özellikle bizim ülkemizde yaygın davranış şekli bu.
pek sağlıklı değil galiba...
adsoy dedi ki…
ne güzel özetlemişsin hal-i pürmelalimizi.

Bu blogdaki popüler yayınlar

Elia Kazan'ın Taşra İzlenimleri ve Yumurta

Hiçbir Gece (1989)