Bir Zamanlar Anadolu'da (2011)


TRT de ara ara Anadolu’da Zaman isimli belgesel haber arası bir programı seyrediyorum. Bu programda kah bir köyde pekmez yapma ritüelini kah dağdan kar getiren yaşlı bir amcanın öyküsünü izliyoruz.

Tüm bu konular arasında en ilgi çeken ayrıntı insanların biz kent soylular için büyük bir heyecana yol açan eylemleri gayet olağan ve sakin bir biçimde yapmaları oldu. Herkes sadece işini yapıyor ve bunun dışında hiçbir şey yok. Ama bu işi yerine getirebilme hadisesi bizim gibi kent sakinleri için sanki ulu bir duruma dönüşmese olmuyor.

Kırsalda bir insan çatışsa bile belirli bir samimiyeti koruyor. Çatışmalar bir vicdan yüzleşmesini de beraberinde getiriyor.

Filme gelirsek; alışık olunmayan bir durum değil aslında yaşadıkları film kahramanlarının. Kasabada bir cinayet işlenmiş ve bu cinayet sonrasında bir avuç bürokrat ile onlara yardım edecek kasaba sakinleri yanlarına katil ile ona yardım ettiği sanılan kardeşini de alarak yola çıkıyorlar.

Kasabadan çokta uzak olmayan çeşme başlarında, tepeliklerde yol altlarında katilin öldürdüğü kişinin yerini bulması için yaptıkları bu yolculukta hem kendi dertleriyle yüzleşip hem de bu yeryüzünde gerçek katilin kim olduğunu arıyorlar.

Bir kadın yüzünden katil olan erkek daha sonra muhtarın kızının ikram ettiği çay sonrası vicdanıyla yüzleşip ağlamaya başlıyor. Bu arada yönetmen jandarma polis mücavir alan çatışmasında benim anladığım kadarıyla polisin tarafını tutuyor.

Katilin gömdüğü yeri bulmaya çalışırken kişiler kendi aralarında derin muhasebe yoluna gidiyorlar. Ölümden, kadından ve yazgılarından bahsediyorlar. Kadınların yazgıları erkeklerin yazgılarıyla kesişiyor. Bu kesişmeler hep keskin kırılmalara neden oluyor.

Bir önceki filminde de kadın üzerinden öyküsünü kuran yönetmen burada çok fazla kadınna odaklanıyor görünmese de bütün olay örgüsünde inceden inceden kadınları işliyor.

Kadın ve erkek çatışmalarında olan en sonunda yine çocuklara oluyor. Çocuk, hastane mutfağında bir kahvaltı tabağına muhtaç kalıyor.

Nuri Bilge Ceylan’ın tekrar taşraya dönmesi kendi adıma güzel oldu. Çünkü taşrayı ve kırsalın öyküsünü en iyi onun bakış açısı anlatıyor.

Yorumlar

kremkaramel dedi ki…
Filmin başrolünde kadın gölgesi vardı. Nasıl ki savaşı göstermeden bir Rüzgar Gibi Geçti çekilebiliyorsa N.B.C. da kadını konuşturmadan bir kadın filmi çekmiş.