Sarı ve Müjdat...


Babama bir gün dedim ki: “ben tır şoförü olmak istiyorum.” Daha on üçümde ya var ya yokum. Babam gazeteden başını kaldırdı ve gülümsedi: “peki.
O an hayalimin önündeki tek engel babam aradan çekildi ve ben hayalin gerçeğe dönüşmesi problemi ile başbaşa kaldım. Bazen hayaller öyledir. Gerçekleşme ihtimali bile sizi ürkütür. O hep bir düş olarak kalmalıdır. Yastığa başınızı koyduğunuzda tutkuyla istemeli ancak önünüze geldiğinde korkuyla titremelisinizdir.
O gün de öyle oldu işte. Korktum. Okulu kırmak güzeldi de bırakıp bambaşka bir tünele girmek cazip gelmedi gözüme. Odama döndüm. Bir kitap açtım. Sırtüstü yattım. Kitabı okumadım ama yüzüme örttüm. Selüloz kokusunu içime çektim. Kelimelere bir bir yuttum sanki. Pencere açık değildi. Biri olsa da şu pencereyi açsa dedim içimden.
Nefesim kitabın sayfalarına çarpıp tekrar yüzüme vuruyordu. Anneme sarılmak istedim. Doyasıya koklamak onu.
Kitabı yüzümden kaldırdım usulca. Kitapta ilk gördüğüm paragrafı bir çırpıda okudum.
“Ben pırıl pırıl bir gemiydim eskiden. İnanırdım saadetli yolculuklara. Adalar var zannederdim güneşli, mavi, dertsiz. Bütün hızımla koşardım dalgalara. O zaman beni görseydiniz.”
Ağlamaya başladım. Neden ağladığımı bilmeden ağladım. Sonra apar topar yüzümü yastığa silip ayağa kalktım. Kitabı masanın üzerine fırlatıp evden kaçarcasına uzaklaştım.
Gurub vaktiydi. Annemin kapının çat diye kapanması sonrasında “oğlum yemek hazırdı nereye gidiyorsun” diye seslendiğini merdiven tırabzanlarına tutunurken hayal meyal duydum. Birer ikişer indim basamakları.
Koşa koşa yukarıda ki ana caddeye vardım. Sokakta kimsecikler yoktu.
Bir an durakladım. Ellerimi yumruk yapıp ters bir hamleyle gözyaşlarımın ıslattığı yanaklarımı kuruladım.
Başımı, gövdemi öne eğdim. Dizlerimi kırdım ve ellerimi diz kapaklarıma koydum. Hızlı nefes alışlarımı kamyon homurtusu olarak duyuyordum.
Yanımda birinin dikildiğini gördüm. Ama sadece ayakkabılarını. Sarı kocaman converse ayakkabılar. Bizim Müjdat abiydi bu. Converselerin üzerinde sarı çoraplar ve mavi bir kot.
“Naber lan Sarı” dedi. “N’oldu?”
Kafamı tam kaldıracaktım ki…
Yorgunluktan hızlı hızlı soluk alıp veriyordum.
Müjdat iyice meraklanmıştı.
Müjdat’a içimde tortu gibi biriken bütün korkularımı anlatacaktım ama önce biraz dinlenmeliydim…


Fotoğraf: Gezimania

Yorumlar

beenmaya dedi ki…
etsin.
etmeli!
Buket dedi ki…
devamını bekliyoruz :)