Benim Küçük Çaresizliğim ve Sevmek


Aklıma düştü. Bir patlama sonrası Ankara. Ankara’da değilim şimdi. Her gün kaç defa geçtiğim o sokak. O köhne merdivenler. O seyyar satıcılar. Kalem, incik bocuk, çengel iğne, naylon cüzdanlar.

Sonra bir film. Kendimi rahatlatan filmlerden biri. Bizim büyük çaresizliğimizi anlatan o film. Aklıma hemen düşen ‘sevmek’ üzerine bir film.

Sevmek ne ulu bir kelime. Şehri, sokakları, yağmuru, gece ıssızlığını… sonra bir kadını sevmek. Onun odasına girip oturmak çıtını çıkarmadan. Ulu orta konuşmadan sevmek. Yaşadım mı böyle şeyler inan hatırlamıyorum.

Yastığına sinen ten kokusu. Odasında duvarlara sinen o parfümü. Pencereler açılınca aheste aheste sallanan perdelere değen saçları.

Sevmek alacakaranlık gibi. Hiç aydınlık olmaz. Umut yitirilmez ama. Korkarsın sürekli. Ama sevmek hep ağır basar.

Ah! Sevmek.

Kenti yağmurlu bir gece tek başına adımlamak gibi. O ‘ahmak ıslatan’ın altında saatlerce.

Bu filmin bende ne çok hatırası var.

Yazabilsem… yazabilsem… yazabilsem…

Yorumlar

7.oda dedi ki…
bu filmde, tren raylarının üzerine iki demir para koyup, tren üstünden geçtikten sonra, paraları geri alıp, bakıp, birbirlerine sarıldıkları bir sahne var iki arkadaşın..
belki erkekler arasında bilinen bir şeydir bu da.. ben ilk kez görüyorum böyle bir şey..
ne yaptı onlar orda?
beenmaya dedi ki…
yazabilsen...
keşke...
Erdem dedi ki…
@7.oda, kitapta ilgili kısımda şöyle der: "Sincan yönüne giden banliyö treni bağırtıyla geçtikten sonra, biri bir traversin üzerinde, diğeri kahverengi taşların arasında, akarken donup kalmış izlenimi veren, daire-elips karışımı bir şekil almış pırıl pırıl bozuk paraları görünce, birbirimize sarılmıştık" (s. 126)

bu arada kitabın ve barış bıçakçının bir hayranı olarak, film üzerine yazdığım bir yazı var benim de. paylaşmak istedim http://erdemceydilek.wordpress.com/2011/04/14/cetinikisalakenderdort-ya-da-bizim-buyuk-caresizligimiz/