'Çoğunluk' üzerine değinmeler...(2)


Mertkan’ın hikâyesi seyrettiğimden beri içime oturdu. Aslında hisli bir çocuk Mertkan. Gizli de olsa yatağıyla komodin arasında çöküp ağlayabiliyor. Dertli dertli içiyor. Düşünüp taşınıyor. Hepimizin yani tüm erkeklerin evlenene kadar yaşadığı baba-oğul ilişkisini en sertinden yaşıyor. Bunu filmin başlarında abisine de söylüyor. “sen evlendin kurtuldun” Mertkan, daha askerlik ritüelini tamamlayacak, babasının istediği kızla evlenecek. Yani evlenmekle de kurtulacağa benzemiyor. Yazgısı göbeğinden bağlı genç erkeklerden Mertkan.

Aşk, Mertkan için belki çok erken geliyor. Beklenmedik anda. Zaten öyle değil midir? Ümüğünü sıkıyor. Bağlıyor kendine. Bir memleket meselesi işi kördüğüme çeviriyor. Bir tarafta orta sınıfın tuhaf ayinleri, diğer tarafta kırsalın töreleri kesip atıyor bu ilişkiyi.

Mertkan için bu bulunmaz bir fırsat mı onu ilerleyen yaşamında görebiliriz ancak. Çünkü hem aşkın baskısı hem de baba baskısı birinden kurtulmayı gerektirebiliyor. Yakıcı hisler gece yarısında tetiklese de Mertkan’ı. Sonuçta bir boş dairede plastik sandalyelerde halüsinasyonlar görüyor.(Taksici meselesi önemli ve ileride değinmeye devam edeceğim)

Mertkan filmin afişinde de vurgulandığı gibi ailesiyle o orta sınıfın her akşam aynı saatlerde toplanan sofrasında kendine yer buluyor. Birkaç aya askere gidecek ve sonrasında da babası gibi olacaktır zaten .

Yorumlar

beenmaya dedi ki…
aşk'ın zamanı var mıdır diye sormak istedim. bir de ben hala bu filmi seyretmedim diye hayıflanmak...
adsoy dedi ki…
aşkın bazen zamanı oluyor ama bu düpedüz boran gibi. yıkıp viran eyliyor tüm yürek çayırlarını.
ama aşk hep beklentisiz, izinsiz ve sessiz gelir haklısın.

seyretmelisin tüm çıplaklığı ile yurdum erkeklerinin biçareliğini.

Bu blogdaki popüler yayınlar

Elia Kazan'ın Taşra İzlenimleri ve Yumurta

Hiçbir Gece (1989)