Yahşi Batı'dan...


Yoğun ve yorgun günlerdeyim. Arada sırada bir film seyrediyorum. Gecenin ilerleyen vakitlerinde oluyor bu genelde. Çıt çıkmazken. Nebatat bile uyurken… Geçenlerde Yahşi Batı’yı tekrar tekrar izledim.

Yılmaz’ın komedi filmi yaparken genel bir üslubu var artık. Gerek kendi toplumunun gerekse bu toplumun zamanında izlediği Hollywood klasiklerini üzerinden hem bir abartma hem de ti’ye alma durumu var. Böyle bir komedi yapılabilir burada hiçbir mesele yok ancak bu tarz bir zaman sonra sizin kredibilitenizi de yiyip bitirebilir.

Cem Yılmaz, bu gerçeği bildiğinden olsa gerek kolay anlaşılır espri düzleminden giderek ortalama seyircinin en azından keyifle vakit geçirmiş bir şekilde filmden çıkmasını sağlıyor bunun yanı sıra filmin önemli yerlerine yerleştirdiği sistem ve düzen eleştirileri ile de sinemasının bir klasik olmasının da yolunu açıyor.

Bunu biraz açmakta fayda var. GORA ile ilgili böyle bir kanıya varmak zor ama özellikle AROG’da Cem Yılmaz bizim modernleşme tarihimizin içinden cımbızla çekilmiş önemli yanılgıları ve yanlışları eleştirmekteydi. Bunu yaparken de didaktik bir dil kullanmak yerine gayet naif bir şekilde izleyiciye anlatıyordu.

Film Taş Devrine gitmiş turistlere halı satarak geçimini sağlayan Arif karakterinin taşdevri insanlarına hızlı modernizm kursu vermesi ile bizim tepeden inmeci modernleşmeyi hala kabullenmediğimizi bal gibi ifşa ediyor.

O zamana kadar apolitik bir tavır koyarak ülkenin en önemli meselelerinde dahi nötr kalmaya çabalayan bir komedyenin üstü kapalı da olsa böyle cesur bir hamlede bulunarak siyasi mizah yapması gerçekten önemliydi. AROG’un ardından Yahşi Batı ise Yılmaz’ın son yaptığı iş olarak durduğu yeri daha da perçinleştirdi.

Mizahın karşıdakinden nefret eder ve tabuları eleştiremez bir tutum takınması ülkemizde yılların meselesidir. Zekice ortaya konulduğu düşünülen ancak siyasi göz boyamacılıktan öteye gidemeyen ülke mizahı için Cem Yılmaz hayat öpücüğüdür. Bu sistem, bu çarpıklıklar pekâlâ eleştirilebilir ve bunu yaparken de hakaretin sınırları zorlanmayabilir.

Tekrar Yahşi Batı’ya dönersek film iki Osmanlı devlet memurunun(biri Teşkilat- Mahsusa’dan) Osmanlı padişahının elmas kolyesini Birleşik Devletler başkanına götürmek için uçsuz bucaksız kovboylar diyarına ayak basmasıyla başlıyor. At arabası ile başkanın bulunduğu şehre ilerlerken azılı soyguncularca elmasın çalınması sonucu görev bir hayli uzuyor ve iki Devlet-i Aliye mensubu elması bulabilmek için uzun bir zamanı bu sığır çobanlarıyla geçirmek zorunda kalıyor.
100 yılı aşkın bir zaman öncesine gidiyoruz. Osmanlı hala dünya üzerinde söz sahibi bir ülke ama Birleşik Devletler’de küresele olarak kendini göstermeye başlamış. Osmanlı’nın memurları hala o büyük mirasın etkisiyle gururlarından taviz vermezken Yeni Kıta’nın gücü ise ben de varım diyerek Osmanlı’yı küçümsüyor.

Cem Yılmaz’ın oynadığı Teşkilat-ı Mahsusa ajanı olan karakter daha bir görev bilinci zirve yapmış biri olarak gözükürken yanındaki diğer arkadaşı ise yeni yerler ve yeni insanlar(özellikle karşı cins) tanımakla daha çok ilgili.

Arada küresel markaların tüm dünyada kabul gören ve dünya üzerinde kapitalizmin simgesi olarak görülen markalarla ilgili de kendi kültürümüze dayandığına ilişkin ufak tefek espriler de yok değil. Yeni Kıtaya gidip te onun sembolü olan markalarla dalga geçmek olmazdı. Bir de yıllardan beri dünyada ki her önemli icadın kendi atalarımızdan türetildiği geyiği var ki esas olarak ta bununla dalga geçilmiş. Mesela Kızılderililerin Türk olması meselesi arada öyle veriliyor ki seyircinin kopmaması imkansız.


Sonuçta Cem Yılmaz diye bir komedi dehası Türk Sinema tarihinde önemli bir yere sahip artık. En azından dişe dokunur ve anlatacağı bir şey olan bu mizah anlayışının dergilere de sirayet etmesi temennisiyle.

Son not: umarım yine bir Hokkabaz tarzı basit bir adamın hüzünlü hikayesini anlatır. Çünkü onu da özledik hani… gişe yapmaz belki ama gönlümüzde yeri olur.

Yorumlar

handan dedi ki…
http://sensizyildizlarabakamam.blogspot.com/2010/01/yahsi-bati-yi-nasil-bilirsiniz-ya-cem.html
kebeci dedi ki…
Burada Cem yılmaz ve türk sineması adına bir üzüntümü dile getirmeden edemeyeceğim adnan.

GORA ve AROG gibi bana göre oldukça kötü iki film ardından Yahşi batıyı oldukça beğenmiştim.
Diğer iki filmin Cem Yılmaz'ın sahnesinden fırlamış bir hali varken (espriler anlamında) son filmdeki diyaloglar sinema filmi adına daha çok yakışıyor.

Ancak malesef ne Hokkabaz ne de Yahşi batı gişe başarısı anlamında Cem yılmızı diğer iki film kadar mutlu etmedi.

Gişe kaygısına düşmeden film yapmaya devam ederse inanıyorumki Türk sinemasında sağlam bir yer edinecek Cem Yılmaz.