Neşeli Hayat (2009)


Neşeli Hayat’ı akşam DVD de izledim. Büyük övgülere mazhar olmuştu Neşeli Hayat. Yılmaz Erdoğan’ın sinema serüveni için önemli bir köşe taşı oldu ve bundan sonraki serüvene de yol verecek önemli bir film. Onun sineması ve izlediği yol hakkında daha sonra uzun bir yazı yazmayı düşündüğümden şimdilik bu ayrıntılara girmeyi düşünmüyorum.

Neşeli Hayat, Hollywood sinemasının sürekli yaptığı Noel filmlerine benzer Noel Baba hikayesi temelli bir film. Tek farkı yeni yılın ve Noel’in bu topraklarda yaşayan insanlar için ne anlam ifade ettiği ile ilgili. Gerçi baktığımız zaman gelir farkının çokça açıldığı bizim gibi ülkelerde her kutlama trajediyi de komediyi de bir arada barındırabilmektedir. Erdoğan, bu damarı güzel bir yerden yakalamış ve hikâyesini çeşitli yan öykülerle zenginleştirmiş.

Yan öykülerden bahsetmeden önce filmin esas öyküsünden bahsetmek gerek. Yıllar önce binlerce kişiyi mağdur etmiş bir piramit tarzı yapılanan bir organizasyonun haberinden(ya da davasından) ilham alınarak oluşturulan esas öyküde asıl mesleği aşçılık olan Rıza Şenyurt isimli kahramanımız ekonomik kriz sonrası işyerini kapatmak durumunda kalınca kahvede okey oynayarak vakit öldürmektedir. Bu sırada ayağına kadar gelen zengin olma fırsatı onun aklını çelecek ve bu hayali bütün mahalleliye bulaştıracaktır. Şirketin ürünlerine gelen ithalat yasağı sonrası batması ve binlerce insanın mağdur olması hem mahallelinin Rıza Şenyurt’tan şikâyetçi olmasına neden olur hem de aşçılıktan başka iş yapmak istemeyen Rıza’yı farklı meslek deneyimlerine sürükler. Bu mesleki deneyimlerden en önemlisi ise bir ay süreyle Noel Baba olarak bir mağazada çalışmaktadır. Krizin son sürat devam ettiği bir ortamda Aşçı Rıza evini geçindirmek zorundadır ve aslında eşine bile söylemediği Noel Babalık şimdilik iyi bir para vaat etmektedir. Evin geçiminin yanı sıra şirketle ilgili dava için avukat tutmalı ve bunun parasını da çalışarak kazanacaktır.


Tabi sadece böyle bir öykü bile derin sosyal uçurumların yaşandığı ülkemiz için başlı başına sade bir şekilde anlatılabilecekken belki Erdoğan’ın BKM Mutfak oyuncularını da izleyiciyle buluşturmak gayesiyle eklediği yan öykülerle film –şişkin- bir şekilde zenginleşiyor. Sevdiği kızı hamile bırakan bir kayınbiraderin evlerine gelmesi ile acil evlilik hazırlıkları yapılmaya başlıyor. Rıza Noel Babalık yaparken yine kayınbiraderinin sebep olduğu bir dizi olay peşini bırakmıyor. Mahalleli ise ondan kaptırdıkları paralarını istiyorlar. Rıza tüm bunlarla gerçekten ince bir çizgide ‘yaşamaya’ çabalıyor.

Filmde gelir gider dengesizliği görüntüler eşliğinde yoğun bir şekilde veriliyor. Rıza’nın çalıştığı yer ile oturduğu mahallenin harcama ve yaşama uçurumu izleyiciye gerçeği anlatıyor. Bir tarafta tüketim için özel hazlarla donatılmış tapınakvari yapıların içinde bir sürü harcama merkezi ve üst gelir grubu insan ile buralara çalışmak için varoşlardan gelen ve çok düşük maaşlara çalışan alt gelir grubu vatandaşlar. Her iki topluluk böyle yapılarda karşılaşıyorlar ve alttaki üsttekini imrenerek izliyor, üstteki ise bakıyor ama görmüyor.

Her şey bu kadar çarpıcı ve etkileyici bir şekilde devam ederken filmin bence en büyük sorunu cast sorunu olarak duruyor. Başta da belirttiğim üzere BKM Mutfak oyuncularının filme yerleştirilme kaygısı bazı rollerin eş olabilme veya arkadaş olabilmeleri sorununu ortaya çıkarıyor. Açıkça söylemek gerekirse, bazı roller için çok daha iyi bir rol dağılımı çalışması yapılabilirken -kolaya kaçmak- filmi basitleştiriyor. Örnek vermek gerekirse mahalledeki Rıza ile konuşmayan arkadaş grubu ve karısının ağabeyi ile karısının uyumsuzluğu ilk göze çarpanlar.

Sonuçta Yılmaz Erdoğan sinemasının gelip durduğu yer şimdilik vizyon ve gelecek açısından umutlu bir noktada. Drama ve komedi unsurları ile toplumsal gerçekçi konuların karıştırılması sonucu ortaya çıkarılan bir eserin gördüğü teveccüh, onun sinema anlayışını çok daha doğru yönlere sürükleyecektir. Yeter ki, gişe ve popülarite çemberi kırılsın ve –sadece iyi bir film- ortaya çıkarma umudu kalsın.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Elia Kazan'ın Taşra İzlenimleri ve Yumurta

Hiçbir Gece (1989)