Bozkırın Uzak Bahçeleri


Ethem Baran, bozkırda büyümüş bir delişmen çocuk. Yazdıkça yazıyor sarı bozkır akşamlarını. Kavuran ve kalp oyan yaz sıcaklarını. Hikayeye başlıyor sonra bir işaret fişeği atıp kahramanın gizli yanlarını aydınlatıyor; okuru o yöne doğru ağır aksak ilerlettikten sonra ani bir hareketle dönüp eki hikayeyi kulağımıza fısıldıyor.

O bozkır akşamlarını, kırılan okulları, kuru otların arasında güneşe doğru çılgınca koşuşmaları ben de biliyorum. İlk gençlik aşklarını bizde yaşadık kesik soğuklarda. Püsküllü bir impala hep hayalimizdeydi. Her mahallede bir deli vardı. Derinleştikçe delirenlerden… çocuklar minareye gizlice çıkar sonra da inemezlerdi…

Ethem Baran bozkırı yazıyor. Yazdıkça beni de yazıyor seni de…

Gözlerinin içine bir baktı mı, aklından geçenleri, içinde sakladığı en gizli düşünceleri bile bilirdi annesi. Dışarı çıkmak, ayağıyla iyice toprağa gömüp sakladığı misketi, yağmur toprağı oyarak yerinden çıkarıp götürmeden ve hazır dışarıda kimseler yok, herkes evlere dağılmışken, sessizce gidip almak istediğini anlar diye o akşamüzeri annesinin yüzüne hiç bakmamıştı.



Dar bir sokaktaydı dükkân. Kırık bisiklet tekerlerinin, şemsiyeleri, ayakkabıları onaran, patlak lastikleri, top içlerini yapıştıran Durmuş Usta. Kıymalı yaptırmıştı onlara. İlk kez çarşıda yemek yiyordu. Dedesinin onu, ağlamasın diye götürdüğünü biliyordu. Döndüklerinde babası gitmişti. Elinde Durmuş Usta’nın verdiği uçurtma ipi.



Gökte bir bulut peyda olur bazen. Sanki bir ak kısrak gibi doludizgin gelmiştir. Derinlerden birkaç bulut daha gelirse, sevince diyecek yoktur. Umutlar şahlanmıştır. Hele bir de ortalığı tatlı bir esinti yalarsa! Tamamdır artık. Eğer yağmur yağarsa iş erken bırakılır. İşi erken bırakmak, yüzlerce o günlük silinmesi sor bir gülümsemenin yerleşmesi demektir, eve gitmek, mahallede tur atmak, hatta gece dışarı çıkıp oynamak demektir.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Elia Kazan'ın Taşra İzlenimleri ve Yumurta

Hiçbir Gece (1989)