Başka Dilde Aşk (2009)


Konuşmak kara dilin erkeğin ve kadının
Birbirine tutuşmuş iki ele yabancı biri gibi konuşmak
Konuşmak mutluluğun çılgını gibi
Öpücüklere benzemeyen sözcükler var ya
İşte o sözcükleri yitirmiş bir ağzın dili ile konuşmak
Tüm bunlardan yakınan bir edayla konuşmak*

Korkunç gecelerden bahsetmek istiyorum size. Korkunç bir gece. Bütün yeryüzünü sığ bir karanlığa mahkûm eden gece. Hatırlamak istemediğim, hiç unutamadığım ve birileriyle paylaşmak istediğim o gece. Konuşmak istedim ama konuşamadım. Hissettiklerimi anlatamadım ki…

Sessizlik en çok kütüphanelere yakışır derler. Bir dolu kitabın içine gömülmek için sükût şarttır. En ufak bir tıkırtı biler rahatsız eder insanı. Kitapların dünyası öyle her laubaliliği kabul etmez. Böyle bir kütüphane içinde sağır olmak idealdir aslında sağır biri olarak çalışmakta.

Sadece kitaplar da yetmez insana. Ruhunu, beynini doldurduğu heceler, sözcükler ve resimleri anlatmak ister hislerini boşaltacağına. Bunun kim olacağına zaman karar verecektir. Zaman merhem gibidir insan ruhuna. Uzadıkça geceler, takıldıkça gündüzlerin arkasına iyileştirir ve umut ettirir.

Konuş(a)mayan ve susan bir erkek için en iyisi, konuşmaktan bitap düşmüş bir kadının kollarına bırakmaktır kendini.

Kadın içinse yakıcı bir ilişkinin ertesinde ağaç gölgesi gibidir suskun erkek. Kana kana içer gölgesinde suyunu. Bir şaşkınlığın ardı ve kızgınlığın ötesine taşımak için aşk yeterli midir bilinmez. İş yaşamında karşılaştığı –mobbing- onu kendi çeperine kapatmıştır.

Büyük kayalar bana dedi ki aramıza geliyorsun ama
Seni saran bu yürek yok mu hiç yeryüzünde
Başımı salladım ve öldü diye yanıtladım
Dilsiz koca kayalar diz çöktüler önümde.
**

Bu aşk için hayal kırıklıkları çizgisi üzerinde ilerleyen büyük bir ütopya denilse yeridir. Kimse inanmak istemez ki ona. İnsan bildiğinin bilmişliğindedir. Onun için eksiklik veya yitiklik, boşluktur. Bir insanın eksik tarafları onun için avurtlarını doldura doldura konuşmak için bir fırsattır. Saatlerce ahkam kesilir sigara ve kahve ardında.

“sana bir şey olsa adamın ruhu duymayacak, bu mu normal ilişki?”

Hiçbir şey umursanmaz, belki de sırası değildir düşünmenin ve kesin kararın. Aşk mı? Yo değilim der geçersin. Gölün ortasına bir taş atılırken oluşturacağı daireler dikkate alınmaz. Sonra küçük bir taş birçok daireyi oluşturur. Aşkla başlar, sorumluluğa dönüşür; sorumluluk pes ettirir bazen. İnsanlar aralara girerler, en çok ta anneler. Korkarlar çocuklarından. Onların sevmelerinin sırrından korkarlar.



İsmini hatırlamadığım biri der ki “bir aşk ta kim daha çok fedakârlık yaparsa en çok o hayal kırıklığına uğrar” bu hikâyede kimin daha çok fedakârlık yaptığı bir yerde izleyicinin hakemliğine götürür işi. Hep psikolojik olarak erkeğin yanında saf tutarız. Duymayan, duyurulmayan odur. Sevmek onun da hakkıdır. Ama kız bir sahnede bunu sorgular ve der ki:

"Ben senin için başkalarının dediklerini umursamıyorum. İşaret dili öğrendim. Sen benim için ne yaptın?"

Belki filmin en düğüm sahnesi de buradadır. Aşkın çözüm noktası ile düğüm noktası aynı yerdir. Bir ilişkinin bir adım öteye taşınabilmesinin yolu fedakârlıkların eşitlenebilmesi değil midir? Erkek bu diyalog(suzluk) sonrası kızın iş yaşamı ile ilgili zorluklarla alakalı bir şeylerin çabasına girişir. Ona daha fazla destek olduğunu hissettirmek ister. Bu ilişkinin kadın-erkek olarak bakıldığında en zor taraflarından birisi de budur. Sadece kendi hücresinden gösterebildiği erkek rolünü her alana taşıma gayreti. Erkeğin sessizliği, kakafoni kalabalıklar için bir pasifize duruştur. Kadın baskın ve üstün olarak algılanır bu kalabalıklarca. Bu ilişkiye çeşitli durumlarda da yansır. Eski sevgili ve halen patronu olan erkek ile münakaşasına yeni sevgilisinin karışmasına çok içerler. Bu tavır erkeği daha da sinirlendirir. Konuşamayıp, sesini yükseltip karşı tepelerden aksi sedasını duyamayıp içine atılan kızgınlıklar davranışlara yansır. Kadın bağırıp çağırarak sinirlenmeye yatkın olduğundan ilk soğuk duyguya bürünür.

Erkeğin koruma güdüsü düğer erkeklerden farklıdır. Sevdiğine bir zarar geleceğine dair inancı onu sert bir tutuma sürükler. Kadının ve arkadaşlarının yaptıkları eylem esnasında polisle girilen diyalogu erkek yanlış anlayınca gidilen karakol sonrasında ailelerin karşı çıkmalarıyla ayrılırlar.

Basit bir ayrılma değildir bu. Çatışmalar, kaygılar değildir bu ayrılığın nedeni. Baskılar ve şüphe dalgaları bırakır melankoli kıyılarına. Erkek evine bile uğramaz uzun süre. Yılgınlığı kürek çekerek atmaya çalışır. Kadın ise işinden ayrılır, evsiz kalır.




Ve tüm zamanların en iyi veda sahnelerinden biri karşımıza çıkıverir. Kadın, usulca gelir ve birkaç eşyasını alıp çıkacakken erkekte uğrayıverir evine. Kadının eşyalarını göremeyince Aragon’un Tüm Şiirleri üzerine gözyaşlarını akıtır. Kadın tüm bu sahneleri izlemektedir bir köşeden. Hıçkırıklar duvarı deler geçerken kadın ağlayarak evden çıkar gider. Bu çıkıp gitme kesin bir gidişin işareti değildir. Sadece ne yapacağını bilememe halidir. Takside daha rahat düşünür. Erkek ise kendi evinde aşksız bir yabancıdır.

Taksi çağırır, bekler. Kapı çalar. Taksi zannederken karşısına kadın çıkıverir.

"Ceketimi burada unutmuş olabilir miyim?"

* Louis Aragon - İnanmıyorlar Bana şiirinden alınmıştır.
** Louis Aragon - Dorukların Uykular Üstüne Yükseldiği Yer şiirinden alınmıştır.

Yorumlar

mavi_61 dedi ki…
bende yazmaya çalışmıştım bu filmi ama bu kadar güzel olmamıştı (=
eline sağlık
film harikaydı
beenmaya dedi ki…
daha yeni seyrettim ve seyrettikten sonra hemen gelip yazını okumak istedim. sanırım daha iyisi yazılamazdı...çünkü yazılması için gerçekten o iki tarafta yer almak ve gerçekten o aşkı yaşamak gerekirdi.

şimdi sana anlatayım istiyorsun. peki tamam kabul. ama her aşk kendine özeldir ya hani, başka türlü bir dili vardır sadece kendi kahramanlarının tam olarak anladığı ve bildiği...

şimdi sana anlatayım istiyorsun. peki tamam kabul.
anlar mısın peki beni tam olarak?
bence hayır...
adsoy dedi ki…
kim yaşadığı aşkları anlayabilir ki...
veyahut anlatabiliriz...

senin yaşadığın gece karabasanları, mide krampları, umutsuzca bekleyişler, kapı açıldı mı sarılıverecek gibi olmaları nasıl bilebilirim.

yorumun için ayrıca çok teşekkürler.

Bu blogdaki popüler yayınlar

Elia Kazan'ın Taşra İzlenimleri ve Yumurta

Hiçbir Gece (1989)