Kasaba (1997)



Sabahın erken saatleri.

Uyanmışsın koskoca bir tarlanın tam ortasında.

Yüzüne çiğ damlaları düşmekte.

Gözlerini hafifçe aralıyorsun. Meşe ağacının yapraklarının çıkarttığı sesler kulaklarını okşuyor.

Akşam annenin ocakta kızarttığı mısırların tadı ağzında. Üzerine döktüğün tuzlarda dudaklarının kenarlarında.

Birazdan okula gitmek için yola çıkacaksınız yanında kardeşinle beraber.

Şimdi biraz daha bu güzelliğin tadını çıkarmakta. Kollarını makas gibi açıp esnemeli önce. Sonra kendini bırakıp hayaller dünyasına gerçeğin böyle kalmasını dilemeli.

Uzaktan koyun sürülerinin sesleri geliyor. Güneşin yüzü tam olarak çıkmadı daha. Yalayıp geçiyor yüzümün yarısını. Yüzünün yarısı güneş gibi… Diğer yarısı ise gece…

Gece dedenin anlattıklarını hatırlamaya çalışıyorsun. Dedenin cihan harbinden kalma hatırladıkları. Esaret günlerinden bahsetmişti. Oradan oraya sürüklendiği esaret yılları.

Savaş şimdi sana ne kadar uzak öyle değil mi?

Böyle bir cennet bahçesinde zihnini kurcalamasın savaşın yakıcılığı.

Yine akşam olsun. Annen mısır közlesin, babanın dizlerine yat. Deden anlatacak bir şeyler bulur yine merak etme.

Saffet abin ise sırtı size dönük gecenin karanlığında ağaçların ardında kendi derdine sızlanmakta. Bırak o da ağaçlara döksün derdini.

Sonra yine gün tekrar başlayacak.

Kasabaya bir panayır gelecek ve Saffet keçiler kurban edilirken bir damla gözyaşı dökerek kalabalığın arasından kendi yalnızlığına gülecek…

Yorumlar

bahar gelsin dedi ki…
nuri bilge ceylanın durağan filmlerini seviyorum:))