Bir Nefasete Ağıt...


Bir kısa mesaj kadar uzak.
Bir kısa mesafe kadar yakınız işte.
Yitip gidiyoruz.
Çocukluk günlerine kadar gidiyor zihnim.

Karlı bir bozkır öğleden sonrası.
Tek katlı izbe bir dükkân ve dışarıya yayılan nefis kokular.
Dedemin elinden tutulup ta gidilen esnaf lokantalarından biri.
Şimdi yerinde beş katlı bir bina ve daha modern bir restoran olsa da…
Yapılan yemeklerin tadı eskisi gibi.
Dede Hakkın rahmetine kavuşmuş.
İlk gençlik zamanlarında babanın peşine takılıp gidilmiş.
Sonraysa tek başına uğranılmış.
Tabii gurbet saatlerinden arta kalan zamanlarda.

Başta dediğim gibi.
Birinin ölümü size bir sms kadar uzak veya yakın.
Yağmurun delirten bir şekilde yağdığı an.
Pencereyi açıyorsun.
Pencereyi kapatıyorsun.
Bulutların hizasından takılıp kalmış gözlerin.
Kollarını geriye doğru atıp su damlacıklarının bitmesini beklerken
Ve hiç bitmezken o yağmur kokusu.

Bir ‘dıt’ sesiyle gelen ölüm haberi…
Yağmurun altına atlamak istediğin kadar gerçek işte.
Çıldırmak ister gibi.
Çıldırmayı çocuk oyunu yapanlara inat.

Hatırladığım,
bir köy mezarlığında tepelik yerin güney tarafı.
Yürüyüp varacağım en uç nokta.
Ve şimdi unutmak istediğim anılarla.
Kokusu burnumda tüten kavurma.
Belki hala duruyor
porselen bir tabakta

Yorumlar

bahar gelsin dedi ki…
acı... anı... güzelce dizilmiş altalta...bir sms kadar uzak...süpermiş
elinize sağlık
beenmaya dedi ki…
ne güzel anlatmışsın böylesi bir acıyı...başın/ız sağolsun...
adsoy dedi ki…
her ikinize de teşekkürler.

acılar sıradanlaşmasın dileklerimle...