Sinan'ın Kitabı-Gleb Şulpyakov


Bu kitapla ilgili okuduktan sonra uzun bir düşünme sürecine girdim diyebilirim. Daha önce biraz da merak uyandırmak için çeşitli sorular sormuş ve genç bir Rus mimar’ın Sinan sevgisini anlamak istemiştim.

Babası Türkiye’ye yerleşiyor ve Küçük Galip ile annesini yalnız bırakıyor. Bunun travması ile hep bu ülke ve onun en güzel kaotik kentine gelmek isteyebilir.

Kitabın ilerleyen anlarında evli bir sevgili bulup onunla kaçamak için yine aynı sebeplerden İstanbul’a yolu düşüyor. Aşkın cazibesi bu olsa gerek. Sevdiği insan yüzünden hiç bilmediği bir kenti sevmek…

Sonra şimdiki zamandaki sevgilisi master amacıyla yeni kıtaya doğru uçunca mecburi istikamet olarak yönünü İstanbul ve Mimar Sinan’a dönüyor.

Bu Şehr-i İstanbul’un sokaklarında dolaşıp tarihin kültürün iç içe geçtiği köşelerinde yeni bir ruh arıyor.

Birilerinden Koca Mimar’ı dinliyor. Onun doğduğu köye kadar uzanıyor. Fakat kitap okuyucuyu sarıp sarmalayamıyor. Bir yerlerde bir boşluk hep kalıyor. Sırf Türkçe ve Türkiye ilgisi nedeniyle alelacele yazıldığı intibaı veriyor.

Rus Mimar, mazot kokulu boğaz sularına kitabıyla beraber karışıp gidiyor…

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Elia Kazan'ın Taşra İzlenimleri ve Yumurta

Hiçbir Gece (1989)