Mongolian Ping Pong / Devam...


Ve film başlar…

Aklınızdan yanı başınızda bir köy yerinde ya da ilçeye en yakın kasabada yaşanan küçük olaylar geliverir. Moğol bir çocuk steplerin orta yerinde kendi başına bir şeylerin beklentisini yaşarken ping pong topu ile hayatının da akışı değişir.

Yaşarken hayatın anlamlandırabilmenin en önemli şartı yaşınızın büyüklüğü ve olgunluğu olsa gerektir. Hayatın kapanacak perdesine doğru yavaş ve zorlu deneyimlerle ilerlerken olgunlaşırsınız. Acılar kıvama gelir.

Yorulursunuz. Düşünürsünüz ve korkarsınız.

Çocukluk öyle değildir ki…

Sadece saniyeleri yaşarsınız. Ne olmuş? Neden olmuş? Umurunuzda olmaz. Dayak yersiniz, ardından elinize bir dondurma tutuştururlar sevinirsiniz.

Büyüdükçe böyle olmaz ki…

Dondurmayı erite erite ağlarsınız. Yapış yapış olur ayalarınız. Sonra o yapış yapış olan ellerinizle gözyaşlarınızı silmek istedikçe yüzünüz gözünüz berbat olur.

Büyüklük ne kadar kibirse, çocukluk o kadar mütevazılıktir…

Büyüdükçe kırar dökersiniz. Sayar, söversiniz ama çocuklar daha olgundur size göre. Yaşadığınız hayat deneyimi bir mesafe aldırmamıştır size…

Kimseyi sevemezsiniz. Kimseyle iletişim kuramazsınız. Güler yüzünüz hep bir menfaat için çizilen dudak eğriliğidir.

Çocuk karşılıksız sever ve bunun için ek bir şey istemez. İstese bile mutlaka ihtiyacı vardır gerçekten.

Bir topun bir ulus için kıymetini kavrayarak sırf onu götürebilmek için binlerce kilometreyi göze alabilirsiniz.

Çocuk milletleri ayrıma tabi tutmaz. Onun kutsalına leke düşürmez, bir ping pong topu olsa dahi…

Emaneti son ana kadar dahi olsa vermenin ızdırabıyla gözyaşı döker.

Ve o ulusun bir bireyi ‘Top sizin olabilir’ dediği anda ise mukaddes bir emanetmişçesine ona sahip çıkar.

Ama anne ve babalar anlamaz çocuklarını. Çocuklar olmuş başak gibi eğilir. Büyükler ise ‘çıt’ diye kırılıverir naif bir rüzgârdan.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Elia Kazan'ın Taşra İzlenimleri ve Yumurta

Hiçbir Gece (1989)