Mahya-Kısa'ca Ramazan


Bir imam düşünün .

Kendi yaşadığı küçük çevreden ilk kez dışarıya çıkmış ve yolu koca metropol İstanbul’a düşmüş. Belki hiç istememiş köyünden kasabasından çıkıp dünyayı tanımayı.

Kendi çemberinin içinde çok ta mutluydu ama günümüzün iş şartları insanları oradan oraya sürüklemekte. Elden ne gelir ki…

Tayini mega kentin en cafcaflı yerine yapılıyor. Taksim meydanının hemen yanıbaşında bir binanın üst katındaki küçük bir mescide. Mescidin hemen dibinde bir göz kalacak bir yerde var hani…

Daha İstanbul’u tanıyamamışken on bir ayın sultanı konuk oluveriyor hanelerimize. Şaşkınlığı, ürkekliği ve ne yapabilirimi her daim sorduğu bir anda dolu dolu Ramazan’ı yaşayabilmek için bir şeyler bulabilmeli.

Küçük bir cemaati var zaten. Bir iki sıra ya oluyor ya olmuyor. Geceleri lojmanına geçmektense imsaka kadar mescidin içinde neşvünema buluyor. Kendi içerisine dönüyor. Zor yolları adımlıyor ayakları. Zirveyi istiyor ve takılıp kalmak istemiyor. Kendine döndükçe gece gündüz hareketli bu şehir küçücük kalıyor.

Ramazan bu şekilde devam ederken arkadaşlarından gelen bir mektup ve paketle kâh mescidin damında kâh mihrabın merdivenlerinde düşüncelerin içerisine gark oluyor. Arkadaşları, kendi görev yaptıkları camilerin mahya asmaya müsait olmayan yapısından dolayı kolideki mahyayı ona gönderiyorlar. Çünkü o İstanbul’dadır ve İstanbul’da mahyanın başkentidir. Mahya İstanbul’da bir camiye yakışır ve oraya asılmalıdır. Ramazan’ın sonuna doğru asılan mahyayı görmek ve arkadaşlarını ziyaret etmek için İstanbul’a geleceklerdir.

Malumu âliniz, bizim imamın mescidi bu mahyayı asacak bir minareye sahip değildir. Sadece çatısına kondurulmuş galvanizden yapılma maketimsi bir minareciği vardır.

Bir dert alır imamı. Hem arkadaşlarını mahcup olmamanın ızdırabı hem de bu güzel mahyanın asılmaması ve insanların istifade edememesinin oluşturduğu sıkıntı onu yer bitirir.

Birkaç günlük tefekkür ve ızdırap seansları onu hem ferahlatacak hem de diyalogun kapılarını sonuna kadar açacaktır.

Çünkü burası İstanbul’dur ve bu İstanbul ki her dinden, her görüşten insanı yüzyıllardır kucakladığı gibi bundan sonra da kucaklamaya devam edecektir…

Yorumlar

âyine-i devrân dedi ki…
mahya ve domates orucu bozmaz'ı izlemiş bulunuyorum :) ikisini de çok beğendim tabi ama bu kısa filmdeki imamın üzüldüğü kadar ben üzüldüm, ne yapalım şimdi diye düşündüm, sonlara doğru hafiften anlaşılıyor ne olacağı ama yine de çok güzeldi :)
Kubilay Güven dedi ki…
Bu filmin ekibinde çalışmıştım :) ama tv de izleyemedim acaba izleyebileceğim bir yer varmı ?