Dem-Sadık Yalsızuçanlar / 2


Halvet Der Encümen’de de anlatırdı. İsmi Nigar. Bir tilki yağmuru sonrası peşinden takip edilen kalın dudaklı o kız işte. Bakışlarını kaçırmak istesen de artık geri dönülmez bir noktada olduğunu sen de biliyorsundur.

Görünce, kalbindeki bağı çözüp bana attı, kendine bağladı. Aşkın rahmetiymiş bu, bunu yıllar sonra anladım. O an neler olduğunu hatırlamıyorum. Sadece iri, badem gözlerini hatırlıyorum. Bir de gamzesini. Gülümseyince belirmişti…




İlk kez korunaksız bir kışa girecektik. Varsa yoksa Nigar. Bir gülse, konuşsa, baksa, ahh şu yağmurda bir ıslansak, birlikte yürüse, ona deliler gibi sevdiğimi söylesem, onsuz öleceğimi.


İlk gençlik zamanları. Hiç unutmayacağını zannettiğin günler. Karnına bir bıçak sokulup, usul usul çeviriyor sanki. İçinde hep bir yara. Kanaman durmaksızın sürüyor. Bir pansumancı bekliyorsun Cemil.

… Gözlerine uzun süre bakamıyor, bakışlarımı kaçırıyordum. İçim eriyordu. Kalbim duracakmış gibi küt küt atıyordu. O da öyleydi. Zaten onu ne zaman görsem kalbim duracakmış gibi oluyordu. Görmeyince delicesine özlüyordum. Her şeyini merak ediyordum. Ona, onu deliler gibi sevdiğimi bir söyleyebilsem… Olmuyordu, tam söz dilime geldiğinde tıkanıyordum.

Sonrasında aşkın hızı ile gönlünün hızı arasında kalacaksın. Bir gün okul bahçesinin gerisinde tanıştığın bir asker bütün hayatının rotasını değiştirecek. Bir çay içmeye gidip bütün bir hayatını oraya teslim edeceksin.

… bu kelimeleri daha önce hiç duymamış gibiydim.
Oysa bir çok sözcük tanıdıktı.
Onları biliyordum.
Dinledikçe bedenim iyice hafifledi.
Ağırlıklarım gitti.
Boğazım düğümlenmeye başladı.
Kalbimi hiç bu kadar hissetmemiştim.
Ağlamak istiyordum.
Dışarıdaki dünyadan tümüyle kopmuştum.
Bir an bunun bir rüya olduğunu düşündüm.

Hayatının geri kalanında süre giden bir acı var yine de. Artık umursamıyorsun ama peki ya Nigar ne olacak? Sevmeyi kaldırıp bir kenara koyabilecek misin? Toprağa beraber gideceğini haykırmak istediğin bu aşk o kadar ağırdı ki… Sevmek nasıl bir şeydi! Yaşayarak öğrenmek bu olsa gerekti…

O an gözlerinin içinde bir çocuk ve bir dağ, bir dünya olduğunu, o dağın içinde bir hazine olduğunu hissettim.

Onu gerçekten seviyordum.


Annenin hüzünlü zamanlarında sen ona bakmaya kıyamazdın. Bütün cefayı sırtlanmış bu kadının çektiği eziyetler hiç bitmeyecek gibiydi. Ağabeyin yine mahpus damına düşecek ve yine ağır bir keder evin duvarlarını kaplayıverecekti.

Olsun. Ümit ve aşk seni sarmış sarmalamış. Keder dediğin nedir. Bu günler de geçecek. Güzel günler görecektiniz. Güzel ve ümitvar günler… Ümid etmek için ızdırap çekmeli önce. Ağlamalı. Geceleri ip gibi yanaklarından inmeli gözyaşı. Sonra okudun, okudun ve okudun…

Kitabı rastgele açtım. Karanlıkta mum arar gibi. Mağarada kaybolmuştum, bir çıkış yolu arıyordum. Bir ışık olacak mıydı? Bir şey bulacak mıydım?



Ne zaman kitabını elime alsam, aklıma hep o söz geliyor. Ne kadarsan bilirsen bil, söylediklerin karşındakilerin anlayabileceği kadardır. Ne kadar, diyorum, okursan oku, anlayabildiğin yaşadığın kadardır.


Hava kararıyor. Bir yol ayrımında olmak ne kadar da zor geliyor. Nigar’a söyleyeceklerin var ama nasıl söyleyeceksin. Ona yaşamının dönüm noktasını anlatıp müsaademi etmesini isteyeceksin. Güneş ağaçların ardına saklanıyor. Ardına bakmadan yürüyeceksin bunu sende biliyorsun ama Nigar’ın gözleri hep yüreğine iliştirilmiş olarak kalacak. Nigar’ın beyaz elleri post it gibi beyninin bir köşesinde yapıştırılmış olarak ömür boyu takılı kalacak. Hayatın demi yaşadıkça çıkacak…

Dem bu demdir dem bu demdir dem bu demdir dem bu dem…
Bu demin devranı değirmendedir… Dünya da bir değirmendir… dünya da bir değirmendir…
Dünyanın bir değirmen olduğunu senden öğrendim efendim…

Yorumlar

bahar gelsin dedi ki…
nigar yakıcılığı adında saklı
bahar gelsin dedi ki…
merhaba
bir sadık okur olarak bu yazınızdan dolayı sizi blog listeme almış yazdığım yazı ile birlikte sizin blogu da sadık beye linklemiştim anasayfasına almış bu gün bilginize sevgilerle:))
http://www.sadikyalsizucanlar.net/ne-dediler-/d-e-m.html
adsoy dedi ki…
tekrar teşekkürler ilginiz için.