"Bir Hayal Olmuş Sana"


Şehirden soyulunca çalı çitlerin sınırlarında, dere boyunca yürümüş, iki katlı kerpiç evin bahçesine kavuşmuştun. uzun, örgülü saçların, beyaz tenin, simsiyah badem gözlerin ve koltuğundaki kitaplarınla mahcup mahcup bakmış ben’i sormuştun.

Ben’likten geçmek için uğramam gereken uğrakların birinde yolumu ve kendimi yitirmiştim. Annem bir merhamet ırmağı gibi akıyordu evimizden sokağa.

Sokak hep bir insana açılıyordu.

Açıkuçlu bir şehre.

Saçlarına yine yırtılan bir çocuk yüzü yerleşmişti. Çocuk yağmur olup

yağmağa başlamıştı.

Yağmur çiçek bitirmişti.

Acılarımızı dindiren bir çocuk bir yağmur ve bir çiçek halinde yağmıştın.

Nigar.

Sevgili çocuk.

Yedi yıl sonra şehirlerarası otobüsün penceresinde astsubay eşini uğurlarken

Görmüştüm.

Kucağında ikinci çocuğun.

Nemli, yapışkandı hava her zamanki gibi Dörtyol’da.

Noterde çalıştığını söyledi yanımdaki Adam.

Deliçay köprüsünü geçince bir yağmur hüzün indirmeye başladı.

Şehirden soyulunca sadece otoban metal ve beton.

Yorgun ve örgülü saçların gibi uzadı yol.


Halvet Der Encümen’den

Sadık Yalsızuçanlar

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Elia Kazan'ın Taşra İzlenimleri ve Yumurta

Hiçbir Gece (1989)