Back to the Future ve Kader...


Bir TV kanalı, Robert Zemeckis’in Back to the Future(Geleceğe Dönüş) serisini yayınlıyormuş. Geçen hafta serinin ilk filmi yayınlanmış. Bu hafta ise ikincisi yayınlanacakmış. Haftaya da serinin son filmini yayınlayarak bitirirler heralde.

Genelde 1-2-3 diyerek sıralanan filmlerin ilkinin dışındakilerin kötü olduğunu varsayarım ancak üçlemenin tasarımında böyle bir yola başvurulduğu için bu serinin tüm filmleri başlı başına güzel.

Zaten zaman kavramı ve zamanın içerisinde seyahat etme fikri bile insanı heyecanlandırmakta. Geçmişte yaşadıkları pişmanlıkların düzeltilebilme olasılıkları gelecek için daha iyi bir yaşam kurabilmenin size el sallaması heyecanlı olmaz mı?…

Zaman kavramını düşünürken kader de ister istemez başköşeye kuruluyor. İnsan iradesi tarafından mı yönlendiriliyor yoksa büyük bir irade tarafından mı? Buna herkesin veya her filozofun kendince cevapları var okuyabilirsiniz.

Filme dönersek; Marty’nin kendi ailesi ile ilgili yaptığı ilk serideki geçmişe yolculuk ile serinin ikinci filmindeki tersine geleceğe yaptığı yolculuk bize hayattaki en ufak sapmaların bile bambaşka açılımlar yaptığını kanıtlıyor. Sizin yaşamınızdaki 1 derecelik bir kırılma bile çocuklarınız veya torunlarınız için 60 derecelik bir kırılmayı ifade ediyor belki de.

İşin bir diğer başka noktası da fikrimizi harekete geçiren ilhamların kaynağı. Bu konuda film sanki gelecekten birileri zaman yolculuğu yapıp geçmişe dönüyor ve sizin kulağınıza bir şeyler fısıldıyor sonra siz bu konuda bir şeyler ortaya koyuyorsunuz gibi bir varsayımı ortaya attı. Bilim adamının yaptığı en önemli icadın yine kendisi tarafından ona fısıldanması olabilir mi? Edison’un torunlarının torunları zaman da yolculuk yaparak onu yol açmış olabilirler mi? Sanmıyorum.

Filmin bir başka güzelliği Marty karakterinin şimdiki, geçmişteki ve gelecekteki hallerinin birkaç defa aynı kareye girebilmeleri. O sahneleri izlerken insan böyle bir durumda kendisinin karşılaşması halinde neler olabileceğini tahmin ediyor.

Hayat film gibi. İzlerken geçmiş kurcalanıyor, gelecek hayal ediliyor ve şu anda ne yaptığımız sadece yaşanıyor.


Yorumlar

Prometheus dedi ki…
Çocukluğumun en güzel filmlerinden birisiydi. Çok net hatırlıyorum henüz 9-10 yaşlarındayken benden 10 yaş büyük kuzenim ve o zamanki kız arkadaşı, bir hafta sonu beni bu filme götürmek istemişlerdi. Ankara'da Kızılırmak sinemasına gitmiştik ve sinemanın önünde öyle uzun bir kuyruk oluşmuştu ki uzun süre beklememize rağmen girememiştik filme. Baya bir üzülmüştüm ama o kadar büyük bir kalabalık görmek de filme duyduğum heyecanı katlamıştı. Bir başka haftasonu, daha da bir başka haftasonu falan derken ben sinemada izleyemedim bu filmi onun yerine "Hayalet Avcıları 2"ye gitmiştim ama pek sevmemiştim o filmi. Sonraları "Geleceğe Dönüş" serisi televizyonlarda yayınlandıkça tekrar tekrar izledim, filmdeki zaman makinesi ve zamanda yolculuk kavramları üzerine düşündüm durdum, yıllar geçti o Kızılırmak sinemasında deliler gibi bir sürü film izledim kendi üniversite çağımda hemen hemen hepsi de Avrupa filmiydi(Oysa şimdilerde o sinemada hep Amerikan filmleri gösterimde, kapitalizmle başetmeye çalışmak zor vesselam), zaman makinesi icat etme fikrim hiçbir zaman fikirden öteye gidemedi, oturdum Piedra ırmağının kıyısında, ağladım da ağladım.
beenmaya dedi ki…
valla son cümlen yani "Hayat film gibi. İzlerken geçmiş kurcalanıyor, gelecek hayal ediliyor ve şu anda ne yaptığımız sadece yaşanıyor." cümlesi filmle ilgili düşüncelerini sollamış. ben bu cümleye takıldım kaldım :))