Beşir'le Vals-Waltz With Bashir (2008)


İnsan geçmişte yaşadığı veya yaşattığı acıların vicdan azabını duyarak ve inleyip ağlayarak geri kalan günlerini dolduruyor.

Keşkeler hiç peşimizi bırakmıyor ki…

Keşke yaşlı adama daha iyi davransaydım. Keşke kızıma o kadar yüksek sesle bağırmasaydım. Keşke annemin sözünü dinleyip bu kadar yüksek bir duvardan atlamasaydım…

Keşke…

Keşke…

Keşke…

Bilmediğimiz bir şeylerin dairesine dahil oluyoruz kimi zamanlarda.

Bir rüya görüyoruz ve sırf geri kalan yaşamımızda adam gibi bir vicdan muhasebesine girişebilmek için hatırlamak istiyoruz. Her şeyi en ince ayrıntısına kadar hatırlayabilmek… Gençliğin fırtınalı ve dağdağalı zamanları ile ilgili ne varsa bilmek. O hırsla tarumar edilen bağlar, bahçeler var mı? Kırdığımız, incittiğimiz ve hırpaladığımız incecik parşömen kağıdı gibi yürekler var mı? diye…

Üşüyorum diyor ya filmin kahramanı Hollanda’da hatırlamak isterken parçaları bir bir. İşte öyle üşüyorsunuz. Mutfağa gidip sıcak bir kahve hazırlamak istiyorsunuz. Biri kolunuzdan tutacak ve hadi gel kuzine sobanın başına diyecek bunu bekliyorsunuz. Ve sobanın başında unutmak… Unutabileceğiniz her şeyi bir çırpıda unutmak…

Bir film seyrediyorsunuz. Bu filmin beyaz perdeye yansıyana kadar hangi hislerin harekete geçtiği ve sizi bu kadar etkilediği çözülemiyor kendi aklınız tarafından,
Katliamda birlikte yer aldıkları bir arkadaşı anlatıyor…


Tekrar alaya katıldığımda sanki dostlarımı terk eden benmişim gibi hissettim.

Bana sanki tıpkı arkadaşlarını kurtarmak için bir şey yapmamış birisi gibi davrandıklarını düşündüm.

Sanki canımı kurtarmak için savaş alanını terk etmişim gibi. Kendimi bazen çok huzursuz hissediyorum.

Ölenlerin aileleriyle tüm bağlantımı kopardım.

İlk başlarda mezarlarına gidiyordum, sonra buna da bir son verdim.
Unutmak istiyordum.

O anları tekrar yaşamak istemiyordum.

Suçlu hissediyordum. Mezarların başında kendimi suçlu hissediyordum.

Bir şey yapamamışım gibi. Bir şey yapamamıştım.

Silahları kuşanıp hayat kurtaran kahraman tiplerden değildim.

Ben böyle birisi değilim.


Bir tarafta silahlarını kuşanıp kahraman olmak istemeyenler unutmak için çırpınıyorlar ama soracak biri çıkıyor ve usulca soruveriyor işte. Kahraman olmayı beceremeyip sağa sola deliler gibi ateş edenler ile kırmızı bir mercedesin içinde ölüme gidenler aynı kumsalın kenarında oturuyorlar rüyada olsa…

Herkes bir gün ölmek istiyor… Kendiliğinden veya değil.

Ölmek ve kurtulmak.

Unut(a)madığı için ölmeyi istemek…

Çocuk karlı bir tarlanın üzerinde soruyor usulca ve safca. Çocuklar bu yüzden bu kadar sevimli değiller mi?

Baba hiç birini vurdun mu?

Çocuklarınız olmasa belki daha rahat yaşayabilirsiniz. Böyle münasebetsiz bir soru da sorulmaz. Mis gibi bir hayatın ortasında bu çocukta nerden çıktı dersiniz.

Baba hiç birini vurdun mu?

Bir gün başkası da soracak ve sende anlatacaksın işte…


Bir domuz gibi kustum!

Düşmanlar nasıl düşünür diye merak ediyordum. Sonunda güverteye yığılıp uykuya daldım.

Korktuğum zaman uykum gelir. Bugün bile uykuya sığınıp hayallere dalarım.

Güvertede bilinçsiz yatarken çok güzel bir kadının çıkageleceğini ve ilk olarak beni alacağını hayal ederdim.

En iyi arkadaşlarımın alev alev yandıklarını görürdüm.

Korktuğun zaman usulca bir çocuk gelip soracak işte. Bir kadının kolları da sarıp sarmalamayacak. Sabah kahvaltısında biftek ve yumurta yerken emirler yağdırıp gelişigüzel ateş emri verenleri de…

Sevgililerin aklına gelecek. Yumuşacık ayaları ve depderin gözleri. Onu görmeden ölmeyi istemeyeceksin ama hep öldüreceksin…

Ayrılacak ve sen sonra ondan intikam için bir törenle gömülmeyi arzu edeceksin…

Beyrut'a uçuşumuz hakkında çok bir şey hatırlamıyorum.

Çünkü kız arkadaşım beni bir hafta önce terk etmişti. Ölerek intikamımı alacaktım.

Ömrünün geri kalanında vicdan azabı çekecekti.


Hepimiz öleceğiz öyle değil mi. Peki ya ölmeyi isteyip te nefesini veremeyenler…

Yorumlar

Emine Albayrak dedi ki…
Belki de uzun süredir takip ettiğim halde neden şimdiye kadar okumamışım diye düşünmeme neden olan SİZ,
tüm bu olanları ne duygularla yazdığınızı tahmin edemiyorum ama farkına varmak herşey orda başlıyor.
Yüreğinize sağlık..
Sevgiler..
adsoy dedi ki…
teşekkür ederim beğeniniz için.
selamlar benden de...

Bu blogdaki popüler yayınlar

Elia Kazan'ın Taşra İzlenimleri ve Yumurta

Hiçbir Gece (1989)