Pilav üstü Film - 2


Açlığım biraz yatıştı sanki…

Oda o kadar sıcak ki. Öğleden sonrasının güneşinin bütün sıcaklığı odanın içerisine bir yerlere sızmış. Balkona açılan kapıyı ve pencereyi sonuna kadar aralıyorum. Dayanılır gibi değil.

Balkona çıplak ayaklarımla basmayı deniyorum ama değdirip çekmem bir oluyor. Sabahtan kalın perdeleri sıkı sıkıya kapatmam da kar etmemiş ki…

Bu arada jeneriği biten film başlıyor. Gerçekle kurgu arasında kararsız kaldığım bir film izliyorum. Afganistan taşrasında(Afganistan’ın neresi merkez ki öyle değil mi!) biri çocuk iki erkeğin daha iyi eğitim ve daha iyi bir yaşam mücadelesi için batıya(batı tek bir yer midir?) gitmelerinin acıtan gerçeği gözlerimizin içerisine doğru yol alıyor.

Buna uygun çeşitli girişimler başlatıyor aileleri. Artık yerküre üzerinde bir sektör haline dönüşmüş insan kaçakçılarına ulaşıyorlar. Buna uygun bir güzergâh belirleniyor ve iki kişi yola koyuluyorlar. Karayoluyla İran’a geçecekler ve daha sonra bazen yürüyerek bazen de kamyonların veya otobüslerin bagajlarına saklanarak ülkeleri bir bir aşıp hedeflerine varacaklar.

Birkaç defa İran’a karayolu ile gitmeleri bir şekilde engelleniyor. İranlı polis ya da asker siz İranlı değilsiniz diyor. Sonrasında kibarlıkla sınır dışı ediliyorlar. Bu hikâye ben de iyice sıkıntı oluşturuyor.

Boğazlarım kuruyor. Televizyonun altındaki dolabın içine gizlenmiş buzdolabını açıp dünden yarım kalan su şişesini alelacele açıp birkaç yudum alıyorum.

Hayatın zorluklarına karşı yeryüzünün en zor coğrafyalarından birinde çığlık çığlığa refahı ve mutluluğu arayan bu insanların zorlu mücadelesi gerçekten konforlu otel odasındaki bana ağır geliyor.

Balkonun açık kapısından bir gram rüzgâr dahi gelmiyor.

Gözüm televizyon ekranından uzaklardaki kentin ışıklarına kayıyor.



Devam edecek...

Fotoğraf orjinal linki için bkz.

Yorumlar