Yusuf’un Öyküsü–2 (Yumurta)

Anne ve oğul arasında yılların getirdiği derin uçurumlar oluşmuş. Oğul taşranın içerisinde yaşamanın verdiği bir sıkılganlık sonrası iyi şiir yazmanın da verdiği özgüvenle şehirde buluveriyor kendisini. Şehir hayatının şiirle keşfedilmesi gibi bir şey.

Bir şair en çok şehirde mi kendisini buluveriyor yoksa?

Küçük bir sahaf dükkânı açıp ruhuna kitapların arasında bir menfez açıyor. Bu menfezde kimsenin bulunmasına izin vermiyor. Annesinin bile…

Anne onun için uzaklarda bir yerlerde yaşayan ve kırık hatıralardan beslenen bir imge. Şiirleri onu kurtarıyor.

Yazmasaydım çıldıracaktım sendromu…

Kitapların arasında küçük bir semaverde çayını demliyor. Çaydanlığın buharı kitapların arasından süzülüp dükkânın camlarını buğulandırırken bir telefon sesi yaşamının dört yol ağzındasın diyerek açılıyor.

Telefonu kapattıktan sonra Yusuf, arabasına atladığı gibi kızgın, kırgın ve küskün olduğu o eski kasabaya geri dönecektir dönmesine ama annesizlik yeni bir dönemin kapılarını açacaktır onun için.

Annesinin evi küçük bir ev.

Ortada cenazenin olduğu ve hala annenin ruhunun dolaştığı bir evde Yusuf bıraktığı ruhunu arayacaktır önceleri. Annesinin yüzüne bakıp pişmanlıkları aklına gelir mi?
Ruhunu arama çabaları kâh bir orman kuytusunda kâh bir eski han ortasında devam edecektir. Bu çaba onu sıkacak, sıkacak ve kendi bedeninin salâsının verildiğini büyük bir huzurla anlatacaktır.

Yusuf için onulmaz yaralar vardır bu kasabada. Bu yaraların kapanması nasıl mümkün olacaktır. Bir gün liseli yıllarının aşkını görüp ardı sıra onunla konuşmak için fırsat kollayacak fırsatı bulduğunda ise ondan soğuyacaktır.


Yusuf’un aradığı annesi gibi bir kızdır işte. Kendi halinde yumurta pişiren ve limon ağacının gölgesinde dinlenip hayal kuran bir genç kız. Yusuf bir gün bu hayal âleminin orta yerinde genç kızı seyredecek ve işte orada bu hayatın bir çıkış yolunu keşfedecektir.

Aşk limon gibi bir şey midir? Ekşi ve sıkılıp atılabilir bir şey.

Arayışlar yolculuksuz olmaz. Kız ve Yusuf halâ belirsizliğini koruyan bu tuhaf zırhtan kurtulup aynı yolun yolcusu olabilecekler midir?

Yusuf, ah Yusuf!

Kendini bilinmezlerin bilinmeyeni yapan Yusuf.

Bir ruh arayışında nereye varacağını kestiremeyen Yusuf.

Uzun yıllar sırtını döndüğü bu eve sırtını yaslamak zorunda kalacak Yusuf.

Yine gitmek isteyecek ama çok fazla yol almadan bir köpek belki de tevafuken onun önünü kesip bir rehber olacaktır. Rehberlik öyle kolay değildir. O bilmeden buradan kurtulmasının iyi olacağın zannederken; kangal köpeği bir Hızır’a dönüşecek ve dayanabilirse bu yolculuğun artık sonunun geldiğine iknaya girişecektir.

Yusuf direnecek, direnecek ve direnecek sonunda gözyaşlarıyla teslim olacaktır.
Yusuf şimdi daha iyi anlamaktadır.

Akşamüzeri çıktığı o eve yine dönecek ve aynı kahvaltıda bir yumurta ve çay ile neşeli bir genç portresi eşliğinde kahvaltısını yapacaktır.

Kahvaltı esnasında yağmur başlar. Rahmet şimdi ümidle yağmaktadır.

Yorumlar

Emine ALBAYRAK dedi ki…
Yorumunuz eğer ki size aitse yani bütünüyle inanılmaz etkilendim..

Yüreğinize sağlık..
adsoy dedi ki…
filmin yorumunun tümü bana ait.
beğeniniz için teşekkür ederim ayrıca

Bu blogdaki popüler yayınlar

Elia Kazan'ın Taşra İzlenimleri ve Yumurta

Hiçbir Gece (1989)