Tatil Kitabı (2008)



Time never dies
The Circle is not round


Ortodoks rahip, Before the Rain filminin başlarında çocuklara böyle bir söz söyler. Zamanın asla ölmeyeceği ve döngünün de yuvarlak olmayacağına dair. Kaderin kısa bir açıklaması belki de bu cümle. Yönetmen, çok sağlıklı ilerlemeyen filmografisinde böyle usta işi bir eseri çıkartırken neler düşündü onu da bilemiyorum. Her yönetmenin ilk filminin bu kadar muhteşem olacağını düşünmekte safdillik olabilir. Çünkü ilk filmin sonrasında çıtanın bu kadar yükseltilmesi sonraki her filminin hayal kırıklığı duyanların sayısını arttıracağı da muhakkak. Herneyse…

Before the Rain filminin önemli aforizmalarından sayılan cümlelerinden birini Tatil Kitabı için de uyarlasak abes kaçmaz. Yönetmen, taşrada küçük bir ailenin yazın başlamasıyla başına gelenleri sakin ve sade bir dille anlatırken; yaz bittiğinde aslında çok ta şeyin değişmediğini görüyoruz.

Keskin ve köşeli bir baba otoritesinin bezdirdiği iki erkek kardeşin kendi hayatlarını yaşayamama sorunsalı babalarının vefatıyla da sona ermediği görülüyor. Amca, babanın bıraktığı rol modelini aynen sıvının boş bir kabı doldurması gibi dolduruyor.

Before the Rain’in inanılmaz bir kurgusu vardır. Kimi zaman hikayenin sonundan alınan görüntüler, tekrar başa dönüyor ve hayat döngüsünün yuvarlak olmadığı vurgulanıyordu.


Tatil Kitabı’nın sorunlu bir kurgusu var. Bazen birbiriyle bağlantısız görünen ve araya yerleştirilen bölümler anlatılmak isteneni izleyicinin anlamasını zorlaştırıyor. Seyfi Teoman, bir şey anlatmak istememişte olabilir veya böyle bir sıkıcı ortamı oluşturmak istemesinin nedenleri de olabilir. Zaten taşranın bir çocuk ve bir genç için yeteri kadar sıkıcılığı vardır. Günümüzün ortaya konulan yaşam anlayışında bu kadar yavaş ve temposuz ilerleyen bir hayatın içerisinde hiç kimse yer almak istemez. Kentli bir insan bile ancak 2 haftalık bir tatil için katlanabiliyor bu sıkıcılığa. Mavranın temposuna alışınca, ciddiyetin yavaşlığı ve tekdüzeliği bunaltıyor haliyle.

Küçük kardeşin karneyi alıp tatile çıktıkları gün Tatil Kitabı haylaz ve kopuk bir çocuk tarafından cebren elinden alınıyor. Ağabey ise askeri okulda okumakta ve ilk fırsatta sivil bir okula geçmek istiyor. Ancak sıkıntısı, askeri okuldan ayrılmak için ödenmesi gereken tazminat. Babanın yanaşmadığı ve sert tepki gösterdiği olaya, amca bir o kadar itidalli ve esnek yaklaşıyor. Hallederiz havalarında. Gençliğinde yeğeni gibi havailiği geliyor aklına. Nasıl halledileceğini kendisi de bilmiyor ama şimdilik böyle bir şekilde konuyu ertelemek en iyisi.

Filmde benim özellikle dikkatimi çeken taşrada anne ve oğul ilişkileri oldu. Baskın bir babanın korkusunu üzerlerinde hisseden ağabey-kardeş, annelerine biraz üstten bakıyorlar. Küçük olanı, annesine bir şey demeden okula çekip giderken, evin büyük oğlu, okul meselesinin ayrıntıları ile ilgili annesine pek açılmıyor. Sadece, ben halledeceğim anne diyerek kendini sokağa atıyor.

Uzun uzun incelenmesi gereken bir konu bu. İleride belki üzerine bir şeyler yazabilirim hem kendi çevremden gözlediklerim hem de filmlerin içerisinden cımbızladıklarımla.

Sonuçta bir ilk film ve yine de çok başarılı. Dediğim gibi söylenebilecek ve üzerinde düşünülebilecek çeşitli görüntülerin bolca olduğu bir film Tatil Kitabı. Ağabeyin, evli bir kadını seyretmesi ve sonrası mesela…

Aklıma geldikçe tekrar yazabilmek ümidiyle.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Elia Kazan'ın Taşra İzlenimleri ve Yumurta

Hiçbir Gece (1989)