In This World(2002)'ün hatırlattıkları...


Bir dünyada yaşıyoruz hepimiz. Belki birileri için olmayan bir dünya aslında ama baktığınız, elle tuttuğunuz ve yaşayabildiğiniz kadarıyla gerçek bir dünya burası. Dünya denilince küçük bir yer değil. Koskoca bir evrende insan algısının yetemeyeceği kadar büyük bir gezegen burası…

Bu gezegenin her yerinde insanlar var. İnsan elinin ulaşmadığı bir metrekare kalmamıştır herhalde. Şimdi ben bu yazıyı yazarken bile birileri hazır programlar sayesinde istedikleri yerleri görüp inceleyebiliyorlar. O yerin koordinatlarını çıkartıp ona göre bir yol/yolculuk haritası çıkartabiliyorlar. Dünya gözlem yapabilmek için basbayağı küçüldü. Cebinizde bile taşıyabileceğiniz gps cihazları ile güvenlik kuruluşları kadar bilgiye mobil olarak sahipsiniz artık.

Böyle teknolojik imkânlar olunca haliyle sınırların kalktığın sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Sınırlar daha keskin bir biçimde çiziliyor ve sizin birileri tarafından çizilmiş o sınırların dışına çıkmanıza pek izin verilmiyor. Sizin kendi evreninizden çıkmanız birilerinin felaketi olacakmışçasına kendi köyünüze, kendi taşranıza hapsediliyorsunuz.

Özgürlük denilen bir kavramdan bahsediyorlar size. Her yerde özgürlük üzerine laflar duyuyorsunuz. Issız bir dağın yamacındaki evinizin çatısına kurduğunuz uydu bağlantısıyla seyrettiğiniz televizyonlarda mutlu ve özgür insanların yaşamlarından bahsediliyor. Rüya gibi kentler, hayal ülkelerinin kumsalları gösteriliyor.

Ve o güzel ülkelerde yaşayan ama sizin gibi imkânları kısıtlanmamış dişleri parıldayan çocuklar… O çocukların hayallerine ortak olmak için gerekirse eşek gibi çalışmayı da göze almak istiyorsunuz ama nafile. Özgür dünyanın her yerinde çizilmiş yüz binlerce sınır noktası var ve bu yüz binlerce sınır noktasındaki insanlar sizin düşlerinizin peşinden gitmenizi istemiyorlar.

Zincirlerinizi kırıp farklı mecralara sapıyorsunuz bu seferde. Bu sınırların açıklarını bulup aradın sızıvermek istiyorsunuz. Umuda ve insanlığa sızıvermek…

Bir sürü ülke, binlerce kilometre ve belki milyonlarca insanın yakınından geçiyorsunuz. Ulaşmak istediğiniz bir yerler var. Ve bu yolculukta sizin umudunuzu suistimal eden simsarlar…

Olsun!

Umut varsa simsar da önemli değil, sınırlarda…

Not: Filmin değerlendirmesi daha sonra...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Elia Kazan'ın Taşra İzlenimleri ve Yumurta

Hiçbir Gece (1989)