Şükran Güngör Üzerine - 1

1999 yapımlı bir Zeki Ökten ve Fatih Altınöz birlikteliğinin ilk filmiydi Güle Güle. Küçük bir adada hayatlarının son demlerini yaşamalarına rağmen hem birbirlerine olan bağlılıklarını kaybetmeyen hem de umudun var olduğunu haykıran beş güzel insanın hikâyesiydi. Sinema perdesinde ilk defa izlerken büyük bir çoğunluğu orta yaşın üzerinde olan insanların bulunduğu bir salondaydım. Filmin duygusal ve vicdani yanı ağır basan görüntüleri ekrana geldikçe o orta yaşın üzerinde insanların gözyaşlarına hakim olamadıklarına bizzat tanık olduğumu hatırlıyorum. Filmi değerlendirebilmem için açıkçası bir kez daha izlemem gerektiği için ayrıntılı bir kritiği sonraya bırakıyorum.

Üzerinden 10 yıla yakın bir zaman geçmiş ancak Şükran Güngör’ün son rol aldığı filmi Büyük Adam Küçük Aşk üzerine kaleme aldığım iki yazıda, büyük usta üzerine bir iki kelam edeceğimden bahsetmiştim. Güle Güle filmi bu açıdan Şükran Güngör’ün anlatmak için iyi seçilmiş ve bence üzerine de tam oturan bir roldü.

Şemsi, adada kendi halinde yaşayan ve yaşı ilerlemiş bir otomobil tamircisidir. O, artık kendisi için bir otomobil tamir etmektedir. Eski model bu arabayı tekrar yollara çıkartabilmek için küçük tamirhanesinde zamanını geçiriyor ve ümidini hiç kaybetmemektedir. Adadaki dostları ile dünya görüşü olarak farklı noktalarda dursalar da dostluğu, arkadaşlığı ve bir ömrü beraber geçirmenin vefası ile bir an bile olsa onlardan ayrı kalamayan bir adamdır o. Onlar deniz kenarında çilingir sofrasını kurup içmeye başlarken o da onlara maden suyu ile eşlik eder. Onun için varsa yoksa en önemli varlığıydı arkadaşları.

Filmde arkadaşlarından biri çok ciddi ve ölümcül bir hastalığa tutulduğunda yıllar önce onu terk eden zengin ve küstah karısının kapısını çalarak gurur ve benliğini ayaklar altına alıp biraz borç para da isteyecektir. Gerçi alamayacaktır ama son kerte de yine inandığı tüm değerleri bir kenara koyarak arkadaşı için banka dahi soyacaktır. Şemsi belki biraz da Şems’tir. Kendi yaşadığı dünyanın limitlerini hep iyilik ve güzellik için zorlayacak sonunda mutlu sona da erişecektir muhakkak.

Şükran Güngör, bu filmle beraber sinema izleyicisine de tekrar merhaba demiştir. Onun kalender ve bahtiyar bir yaşlı adamı canlandırdığı bu rolle belki de bizler ‘Yıllardır neredeydi acaba?’ sorusunu da kendimize sorduk durduk. Küçük bir ada üzerinde bütün hayatı düş kırıklıkları ve terk edilmenin getirdiği bozgunla devam ettiğinde dahi inancı ve umudunu kaybetmeyen bir adamdı bu.

Ve belki de ilk defa bu filmle beraber muhafazakâr ve inancını kendi dünyasında yaşayan bir adamı sevdik ve ona kendimizi yakın hissettik. Şükran Güngör’ün bence rolünü canlandırırken bıraktığı izlerden biri de buydu. O hiç kimseyi inancından dolayı yadırgamıyordu. Herkes önce insan olarak vardı ve bu insan olmak çok önemli bir erdemdi.

Ve sinemaya böyle muhteşem bir rolle dönüş yapan Şükran Güngör’ün başka bir filmde rol almaması veyahut başka yönetmenlerin dikkatini çekmemesi imkânsızdı.

Sonrasında Büyük Adam ve Küçük Aşk filmiyle hayatının finali.

Devamı gelecek…

Yorumlar