Slumdog Millionaire (2008)

Oscar’da bir silme harekatı yapan Slumdog Millionaire’den sonra Mumbai’de hala bir çok ‘slumdog’ var diye bir haberle çıkmıştı Foreign Policy dergisi. Kapitalizmin sonuçları deseniz doğru bir analiz olur mu bilmiyorum. Çokkültürlülük veya kast sistemi mi slumdogların her geçen gün artışı.

Hindistan çok kültürlü olarak bilinen ve bu çok kültürlülük üzerine kurulmuş bir ülke. Üzerinden Büyük Britanya dozeri geçmesine rağmen genç nüfusun dinamikliği ile hala en büyük ekonomiye sahip ülkelerden biri Hindistan. Özellikle bilişim sektörünün vardığı boyut, inanılmaz.

Filmi izlerken öncelikle hafızam böyle geri dönüşler yaşıyor. Hindistan’ın sosyo ekonomik durumu ile ilgili ilkokuldan beri öğrendiğim tüm bilgileri sanki yeniden tekrar ediyorum. Boyle, bir çaycı gencin masalını anlatırken hızlı değişimin bir ülkeyi sürüklediği noktayı da önümüze görüntülerle ortaya koyuyor. Bu nokta şimdi nerededir ilerlemiş midir gerilemiş midir? bununla ilgili de bir şey söylemek güç. Çünkü Eylül 2008 krizinden sonra planlar, programlar alt-üst.
Dediğim gibi belki Ekonomist olmanın da verdiği içgüdüsel bir durumla karşı karşıyayım filmi izlerken. Ne olacak bu Hindistan’ın hali? sorusu film boyunca zihnimin bir kenarına yapıştırılmış bir post-it iletisi gibi.

Filme dönersek tüm bu sosyo-ekonomik gerçekler sonrasında beni en etkileyen filmin kurgusu oldu. İnanılmaz bir hızla akıp giden zamanın çeşitli katmanları arasında Jamal’ın hayatına bakıyoruz.

Karşı Açı’da karşılaştığım bir yazıda olayların hızlı anlatımı ile ilgili önemli bir bilgi vardı: “1940’lardan günümüze değin anaakım sinemada kurgunun ritminin iki kat daha hızlandığı belirtiliyordu.” Bunun apaçık görülebileceği filmlerden birisi Slumdog Millionaire.


Sunucu Jamal’ı davet ediyor ve onu tanıtacakken; Jamal’ın suratına bir tokat patlıyor ve aniden sunucunun tokat attığını zannediyoruz ama bir bakmışız polis işkence yoluyla Jamal’ı başka bir sorguya almış. Sorgunun nedeni ‘sen bu kadar soruyu nasıl bilebildin?’ ile ilgili.


Tabii tüm bu geçişler, bazen ritim hayatın derinliklerine inme lüzumu hissettiğinde frene bassa da; filmin sonuna kadar devam ediyor. Sunucu, ne iş yaptığını sorduğunda Jamal, sorguda hüzünlü bir şekilde eski günlere dönüyor.

Milyonlarca insanın yaşadığı Bombay’da, Jamal ve ağabeyi güvenlik görevlilerinden kaçarken kamera birden yükseliyor ve binlerce Jamal daha var diye haykırıyor. Belki 'yoksulluğun pornografisi'ni yapıyor bilemiyorum ancak şu var ki bu filmden bence Britanyalılarda Hindistanlılar kadar nefret ediyorlar.

Jamal’in bir gece boyunca süren sorgusunun esas sebebi, ülkede bu kadar akademisyen, yazar veya akıllı adam yaşarken senin gibi basit bir çaycı nasıl olur da bunları bilebilir oluyor. Jamal’ın ondan sonra anlattıkları ‘yaşarsan bilirsin’ üzerine.

Bütün gelişmiş ülkelerin çağrı merkezleri işgücünün ucuz olmasından dolayı Hindistan’da kuruluyor ve yönetmen burada müthiş bir ironi yapıyor. İskoçya’nın bir gölü ile alakalı dakikalarca konuşacak Jamal, kendi ülkesinin efsane lideri hakkında hiçbir şey bilmiyor.

Jamal, kendi düz gerçekliğinin içerisine düşmüş kıvranıyor. Filmin orta yerine bırakılmış aşk bombası, belirli zamanlarda Jamal’ın girişimleriyle patlıyor ama yönetmen esas bombayı tren garında kendisi çekiyor. Sevenler kavuşuyor, hayat devam ediyor, yoksul insanlar Jamal’ın kazanmasıyla moral buluyor vs vs…

Birileri bana soru sorduğunda ben de onlara cevabı veririm” diyor Jamal; neden açık açık her şeyi anlatıyorsun sorusuyla karşısına dikilen polis’e. Jamal, sadece sorulara cevap veriyor ve Hindistan’da yaşayan milyonlarca insandan bir tek o paçayı yırtabiliyor.

Bombay, Mumbai oluyor. Mafya, emlak kralına dönüşüyor.

Ülke gelişiyor ve İncredible! İndia işte karşınızda duruyor.

Yorumlar

Journey to Orient dedi ki…
"Kapitalizmin sonuçları deseniz doğru bir analiz olur mu bilmiyorum. Çokkültürlülük veya kast sistemi mi slumdogların her geçen gün artışı."

Slumdoglar hep vardı, hep olacak. Her ülkede var. Çin'de var milyonlarca, Ortadoğu ülkeleri öyle... Ve hatta Amerika bile bunlarla dolu. Amerika'nın farkı belki de, bir rüya ile sarıp sarmalaması... Yönetmen, Hindistan'a Amerikan Rüyasını götürüyor :) Yaptığı bu esasında.

Kapitalizmin sonuçları diyemezsin, komünizm de aynı sonuçları verdi.İdeolojik sistemlerden hiçbiri tutturamadı bu ayarı.

Çin'e girse yönetmen çok daha vahim slumdoglarla karşılaşır belki. Hatta belki bize gelse... :) Ama bizim Mahsun'umuz var :)

Jamal, Hindistan'ın Rocky'si :) Ezilmiş, itilmiş, fakir ve fakat sonunda kazanan...
adsoy dedi ki…
bence de kapitalizmin tam sonucu değil o konuda hemfikirim. çin ile ilgili yapılan daha ağır filmler var bu slumdog'lar ile ilgili üstelik çin'li yönetmenler tarafından ancak ilk defa hindistan'ın gerçek yüzünü anlatan bir film gördük diyebilirim. çünkü bollywood denilen hint sinema sektörü hep bizlere şen-şakrak bol bol dans eden hint karakterlerini anlatıyor. avare bile yoksulluğun eğlenceli olduğunu anlatmıyor muydu?
Jamal'ın Rocky olması ile ilgilide şunu söyleyebilirim. İstanbul Film Festivali'nde son filmi Ricky'nin gösterimi sonrası bir söyleşiye katılan Francois Ozon, tüm filmlerin temel 15 hikaye üzerinden ilerlediğini ve kendi filmindeki bir karakterinde aynen Jamal gibi olduğundan bahsetti. Rocky o kadar temel bir karakter ki heralde o yüzden Rocky'i izlemekten bıkmıyoruz.
Beckett'ın sözündeki gibi; denedikçe yeniliyor ama yenildikçe denemekten vazgeçmiyor.
Journey to Orient dedi ki…
elbette... çünkü seyredenlerin çoğunluğu jamal, rocky. empati kuruyor insanlar. sinemanın en esaslı kurallarından değil mi zaten empatiyi sağlamak? bunu yaptığın anda, banko! korkunç para kazanırsın, oscar ve bilumumu toplarsın, sevilirsin vs.

ve fakat yoksulluk hakikaten eğlenceli değil mi :) zenginliği temsil edenlerin doyduğu, güldüğü, zıpladığı, koştuğu görülmüş mü filmlerde :) oysa fakir olan yalın ayak koşturur durur, mutludur bir şekilde. ve her din, yoksulunu koruyup umutlandırmaz mı :)

"sahip olmak" ile "olmak" arasında korkunç bir ayrım var.şehir insanının tatminsizliği, alışverişkolikliği, tüketimliliği mutsuzluk getirmiyor mu?

esasında her iki tarafta da kendini bilen mutlu galiba.

jamal'ın asıl o milyonları elde ettikten sonraki filmi çekilmeli. hayal gücü elbette zorlanıp iyi şeyler yaşatılabilir ama bence jamal alıp kızı tropik iklimli bir hamakta uyumakla geçiriyordur ömrünü :) bu kısmın hikayesi çok kısa ve özsüz...
adsoy dedi ki…
evet iki kelime de gizli herşey.
'kendini bilmek'