Adem'in Trenleri (2007)


Bazen böyle istemeden seyrettiğiniz filmler olur. Sinemalarda oynamıştır ya da DVD si çıkmıştır ama hiç ilginizi çekmez. Belki oyuncuların üzerinizde bıraktığı yorgunluk ve bıkkınlıktan kaynaklanabilir bu. Sık sık gazetelerde yahut televizyonların abuk sabuk programlarında karşılaşmak zaten sizi yormuş ve yıpratmıştır.

Ama kaderden asla kaçamazsınız. Bir gün/gece hiç ummadığınız bir anda elinize böyle bir filmin DVD si geçer. Artık anlarsınız ki bu film seyredilecektir…

Açıkçası filmin yönetmeni ile ilgili önyargım yoktu. Başta dediğim gibi tüm önyargı oklarımı filmin oyuncu çifti için tüketmiştim zaten. Bu kadar girizgah fazla oldu biliyorum ama ne yapabilirim.

Öznelliğin beynine tavan yaptığı bir izleyici ilk başta kendini bu kadar neden açık eder ki?

Belki izledikçe önyargıları kaybolabilir.

Film, bir gece yarısı ıssız bir tren istasyonuna kara bir trenin yanaşmasıyla başlıyor. Bir adam ve gerisinde bir kadın ile bir kızcağız. Ramazan dolayısıyla kentten ve kasabadan uzak kalan istasyon çalışanlarının ibadetlerini rahat bir şekilde eda etmeleri için hoca bulmaları temel hikâyeyi teşkil ediyor.

Hoca geliyor gelmesine lakin yanında karısı ve çocuğu da var. İlk başlarda istasyon ahalisinin çocuğu ve karısının kendilerine fazla masraf çıkaracağını düşündükleri hoca, biraz da rica minnet vakit ve teravih namazlarını kıldırmak üzere bu küçük yerleşim yerinde metruk bir eve yerleştiriliyor.


Orta yaşın üzerinde bir hoca ve kendisinden yaşça küçük karısı ile her şeyden korkan ve içine kapanık bir kızı ile Ramazan ayı, bu küçük istasyonun aileleri için yepyeni bir maceranın da kapısını aralıyor.

Bu kadar maceranın içerisine düşmek biraz da bu küçük yerde her gün devam eden monoton hayatın bozulmasını istemelerinden kaynaklanıyor. Her gün trenler aynı saatte gelip gidiyor. Belli zamanlarda asker sevkiyatı dolayısıyla biraz da olsa çocukların eğlence zamanlarının arttığı oluyor ama yine de nerden bakarsan bak yılın büyük bir çoğunluğu rutin bir hayat akıp gidiyor.

Tabiî ki böyle bir rutin hayatı hiçbir kadın kaldıramaz. Erkekler Ramazan ayında oruçun verdiği rehavetle iyice kendilerini miskinliğe verirken; kadınlar aralarına katılan yeni ailenin sırlarına vakıf olabilmek için var güçleriyle çalışıyorlar. Bazen kapı dinleniyor, bazen çocukların söylediklerine itibar edilip olayları iyice çıkmaza sürüklüyorlar. Aslında olayların çıkmaza sürüklenmesi filmin sonunda iyi şeylerin olmasına da vesile olmuyor değil ama bu kadar aksiyon ve gerilim küçücük yer için de biraz fazla kaçıyor.

Filmin tüm konusunu anlatmak niyetinde değilim. Filmin adı üzerinden ilerlersek Âdem, burada çalışan bir istasyon görevlisinin oğlu. Ailesinin herkesten sakladığı sırlı bir çocuk Âdem. Ama herkes bu çocuğu seviyor. Hatta ilk başlarda zalim bulunan hoca bile ondan hoşlanıyor ve en çetrefilli dini meseleleri Âdem’in anlayabileceği bir dilde anlatıyor. Adem, kendi dilinde anlattığı meseleleri annesi ve komşu kadınlara anlatınca arada komik şeyler de olmuyor değil. Belki de filmin biraz olsun neşeli geçmesinin en önemli sebebi de Adem ve onun küçük bir istasyonda yaptığı yaramazlıklar.

Yönetmen, seyircinin duyduğu ve izlediği nosyonlardan hareket ederek Hoca hakkında olumsuz bir tutum takınmasını özellikle kendi gayretleriyle oluşturuyor. Film ilerledikçe tüm önyargılar(benim film öncesi önyargım gibi) yerini sevgiye ve merhamete bırakıyor. Adem’in annesinden aktardığı gibi, Hoca önce zalim, sonra mübarek ve en sonunda bir zavallıya dönüşüyor.

Açıkçası filmde çocuk oyuncuların üstün başarısının yanında Cem Özer’in kendini aşan oyunculuğu göze çarpıyor. Dışarıya karşı sert ve mutedil olan hocanın sevecen ve insancıl yanlarını beyaz perdeye çok doğru bir şekilde yansıtıyor. (Ezanları keşke çalışıp kendi okusaymış daha da iyi olabilirmiş çünkü sesin farklılığı bariz bir şekilde hissediliyor.)

Sonuçta, taşranın dışında küçük bir taşra olarak kalmış bürokratik köyü, yönetmen masal tadında anlatıyor. Bu masalın içerisinde bazen aşk mı şefkat mi tartışmaları yaşanıyor bazen üçüncü sayfa haberlerine taş çıkartacak olaylar peşi sıra geliyor. Özellikle filmin sonunda yönetmen, masalı öyle abartıyor ki Âdem ve ailesinin uğurlama sahnesinde Hoca ve ailesinin halleri orta Avrupa kasabasından bir manzarayı hatırlatıyor…

Yorumlar