Sinemasal Biçem


İstanbul Film Festivali Ön Jüri'sinin Güz Sancısı'nı yarışma bölümüne almama gerekçesi:

‘Festivalimize başvuran filmler dikkatle incelenmiş, filmin yarışma filmlerinin genel niteliklerinden sinemasal biçem olarak farklı olduğu göz önünde bulundurularak bu filme yarışma dışı başlığı altında yer verilmesi uygun bulunmuştur...’

Filmin senaristlerinden yazar Etyen Mahçupyan'ın cevabı:

Elenen filmlerin kalitesi konusuna gelince de herhalde en doğrusu bu işten bayağı anlayan ön jüri üyelerinden birine müracaat etmek. Alin Taşçıyan Güz Sancısı ile ilgili olarak şöyle demiş: "İstanbul festivali görsel ve içerik açısından oldukça yetkin filmlere ev sahipliği yapan bir festivaldir. ben Alin Taşçıyan olarak konuşuyorum, söz konusu film oldukça klostrofobik, sinemasal olarak karmakarışık, senaryosu ve içeriği oldukça fakir, yetersiz bir filmdir. 3 meczup Rum –şizofren- 2 korkak Yahudi’den oluşan bir grup ile 6/7 eylül olaylarının faili meçhul bir eylem haline dönüştürülmesini de politik olarak oldukça sakıncalı buluyorum... Söylenecek çok şey var ama özetle feci bir film."

Güz Sancısı filminin yapımcıları bu açıklamaya herhalde müteşekkir kalmışlardır. Ön jüri üyesi olan bu kişinin filmdeki Rumları şizofren olarak görmesini, iki korkak Yahudi meselesini ve özellikle 6/7 Eylül olayının ‘faili meçhul’ olarak sunulduğu şeklindeki yorumunu duyduktan sonra bayağı rahatlamışlardır. Çünkü karşılarında ‘sinemasal biçem’ bilgisi çok ‘gelişmiş’ olan ama ne yazık ki seyrettiği filmi olgusal düzeyde algılamakta bile zorlanan birinin olduğunu düşünmüşlerdir. Herhalde ‘feci’ denen bu filmle ilgili böylesine ‘feci’ bir yorum duymak onları üzmüştür de... Çünkü kimse saygın bir festivalin çiğliğe kurban gitmesini istemez. Ama sahip olunan yetkiler bazen insanları yolundan çıkartabiliyor ve en azından harcanan emek nedeniyle mütevazi bir algılamayı hak eden ürünlere bile zapt edilemeyen bir kibirle yaklaşılabiliyor. Belki de bu tür ‘ön jüri’ karakterleri için mütevazi olmak o denli kolay olmuyor. Film eleştirilerinin birçoğu karakterlerin ‘klişe’ veya ‘karton’ olduklarına dayanır. Ama insan yaşadıkça bunun bayağı gerçekçi bir esinlenme olduğunu anlıyor. Hele böyle ‘ön jüri’ karakterleriyle karşılaştıktan sonra...


Mahçupyan'ın yazısının tamamı için

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Elia Kazan'ın Taşra İzlenimleri ve Yumurta

Hiçbir Gece (1989)