Gran Torino (2008)

Clint Eastwood, yaşayan bir efsane. Yaşlandıkça yaptığı filmler daha da büyüyor. Suya tirit diye adlandırılan ve kimi çevrelerce burun kıvrılan western filmlerden sonra inanılmaz bir evrim göstererek sinema tarihinin en büyük yönetmenlerinden birisi oldu.

Kore gazisi, beyaz bir Amerikalının göçmen ülkesi olan yurdunda, mahallesine yeni taşınan göçmenlere alışmasını hem de insani değerleri yeniden hatırlamasını sağlayan bir film Gran Torino.

Amerika gibi aile bağlarının koptu-kopacak konuma geldiği bir ülkede komşuluk değerlerine vurgu yapan Eastwood, yeni’nin içerisinde ortak yaşam ve değerler bütünü oluşturulması gerektiğinden bahsediyor.

Gelişmiş ülkelerin en önemli sorunlarından olan göçmen, mülteci ve kaçak meselesi, gelir uçurumunun artmasıyla sona erecek gibi gözükmüyor. Afrika’nın ortasında yaşayıp ekonomik olarak gelişmiş ülkeleri cennet gibi gören bir bireyin o ülkede yaşamak için verdiği çabanın yanında, o ülkeye ulaşıp başını sokacak bir yuva bulması sonrasında da, yerleşik vatandaşlar tarafından kabullenilmemesi ve dışlanması sorunsalı da orta yerde duruyor.

Eastwood, böyle bir evrensel ve insani sorunun en son aşamasından olaya bakarak, mutlu, rahat ve kaygısız yerleşiklerin vicdanını harekete geçiriyor.

Filmden Diyaloglar:

Yaklaşık üç yıl Kore'deydim.
Adam vurduk.
Süngüledik, 17 yaşındakileri küreklerle öldürdük.
Öleceğim güne kadar hatırlayacağım bunları.
Korkunç şeyler, fakat birlikte yaşamam gereken şeyler.



Bu evdeki insanlar çok gelenekçidir.
1.Sakın bir Hmong'un kafasına dokunma.
Çocukların bile. Hmong'lar ruhun kafada olduğuna inanırlar.
O yüzden yapma.
Ve birçoğu bir insanla göz teması kurmayı çok kaba bulur.
Bu yüzden sen onlara bakınca kafalarını aşağı indiriyorlar.
Bazı Hmong'lara bağırdığında gülümser veya sırıtır.
Utanmayı ve güvensizliği gösterir, sana gerçekten gülmezler.



Adam öldürmenin nasıl bir şey olduğunu mu öğrenmek istiyorsun?
Berbat bir şey.
Daha kötüsü ise, sadece teslim olmak isteyen birkaç zavallı çocuğu öldürdüğün için cesaret madalyası almandır.
Senin gibi korkmuş çocuklar.
Biraz önce eline aldığın tüfekle onları tam kafalarından vurdum.
Bir gün olsun aklımdan çıkmadı.
Kendine bunu yapmak istemezsin. Ben ellerimi kana buladım, kirlendim.
Bu yüzden bu gece tek başıma gidiyorum.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Elia Kazan'ın Taşra İzlenimleri ve Yumurta

Hiçbir Gece (1989)