Ulak üzerine notlar...



Bunun üzerine Rabbi onu güzel bir şekilde kabul buyurdu ve onu güzel bir şekilde yetiştirdi. Zekeriya'yı da onun bakımıyla görevlendirdi. Zekeriya, onun bulunduğu bölmeye her girişinde yanında bir yiyecek bulurdu. "Meryem, Bu sana nereden geldi?" derdi. O da "Bu, Allah katından" diye cevap verirdi. Zira Allah, dilediğine hesapsız rızık verir. (Al-i İmran-37)

İnsanoğlu yaratılması sonrası devamlı bir şeylerin arayışında olmuş. Fıtratından kaynaklanan hep daha iyiyi ve güzeli anlama isteği yeryüzünü şekillendirmiş. Aklı ve benliği raydan her çıktığında Yüce Yaratıcı elçilerini göndererek tekrar doğruyu bulmalarını sağlamış.

Fakat doğruyu, güzeli bulanlar olduğu gibi her zaman karşısında olan insanlar veya topluluklar da olmuş. Nasıl Lars von Trier, Dogville’de tiyatro sahnesine kurulan basit bir kasaba dekorundan Amerika’yi anlattıysa; Çağan Irmak’ta evrensel bir insanlık öyküsünü küçük bir kasaba ahalisi üzerinden anlatmış.

Görüntü(Zekeriya’nın masal anlattığı harabe ahırın önündeki sahneler mesela) ve sanat yönetimi(kostüm tasarımı ve mekan oluşturma) mükemmel. Oyunculuklar Babam ve Oğlum’un ardından gelen bir film olduğu için onu andırıyor. Diyaloglar ve karşılıklı sahnelerde o hissi alıyorsunuz(özellikle Yetkin Dikiciler ve Çetin Tekindor’un sahnelerinde) Müzikler de aynı isimden çıkması dolayısıyla çok benzer.

Çocuk oyuncular bazı sahnelerde büyük oyunculara taş çıkartacak derecede iyiler. Özellikle Ulak’ın anlattıklarına çocukların inanması, Çağan Irmak’ın arı ve duru bir toplum özlemini açığa çıkarmış sanki.

Öyküde en çok sevdiğim nokta, gerçek hayatta masal anlatıldıkça gerçek hayatın masalla birlikte ilerleyip bambaşka yerlere gelmesi. Belki de bu sebepten izleyici sıkılmıyor ve yorulmuyor.

Evrensel bir iyilik öyküsü olunca kutsal metinlere göndermeler de fazlasıyla var. Benim aklımda kalanlar

-Zekeriya’nın peşinden gidenlerden biri olan Meryem’in Hz.İsa’ya inananlardan Maria Magdelana’yı anımsatması.

-Rüzgâr ve toz bulutu altında kalan inanmayan ahalinin Pompei / Lut kavminin gördüğü muameleyi görmesi vb.

Son olarak bu filmi izlerken ‘Zekeriya’yı Haluk Bilginer oynasaydı nasıl olurdu?’ diye içimden geçirdim.


Yorumlar

âyine-i devrân dedi ki…
arkadaşımın ısrarıyla izlemiştim bu filmi, bittiğindeyse düşündüm ki aslında medeniyet, bilim ne kadar ilerlerse ilerlesin insanın doğası gereği birileri huzuru bozmaya diğerleri sağlamaya çalışıyor
insanlığın en saf tarafı da çocuklar, onlardan öğreneceğimiz çok şey var, halbuki bir zamanlar biz de saftık onlar gibi, ne garip
Journey to Orient dedi ki…
yok olmazdı haluk o role...tiyatrovari oynuyor haluk'ta kentervari. yani tam da bulmuştu adamını :) aferin çağan'a :)
adsoy dedi ki…
aferin
:)