Recep İvedik karakteri ve Togan Gökbakar

Recep İvedik hakkında herkes bir şeyler söyledi, yazdı ve çizdi. Serinin her iki filmi de Türk sinema tarihinin rekorlarını altüst ettiler. Eleştirilerin genel çoğunluğu argo ve küfür içeriğinden geldi. Şehirlerarası yolculuklar esnasında sık sık karşıma çıkan serinin ilk filmini ayrıntılı olarak defalarca seyretme imkânı buldum.

Birçok felsefi ve psikolojik yorumun yapılmasına yol açan Recep İvedik karakterinin senaryo ve çekim esnasında bu kadar çok analiz edilerek oluşturulduğu düşüncesinde değilim. Şahan Gökbakar’ın televizyonda yaptığı işin geri dönüşünü görünce böyle bir işe yapımcılarında ısrarıyla girdiği kanısındayım. Bu kadar çok ticari başarı getiren bir işinde kim olsa tekrarını getirecektir haliyle.

Recep İvedik, çelişkileri, hataları ve tuhaflıklarıyla bir anti-kahraman. Türkiye’de Mizah ve Orta Sınıf üzerine çalışmaları bulunan Ali Şimşek, bu karakterle ilgili önemli çıkarımlarda bulunuyor.

"Recep İvedik kaba saba, seçkinlerin dünyasına dâhil değil, atleti, terliği var, teklifsiz ama aynı zamanda dürüst, iyi bir kahraman. Recep İvedik 2’nin daha sert ve oturmuş bir dili var. Orta sınıftan ve seçkinlerden rövanş alıyor: İvedik iş arıyor, kariyer koçluğu yapıyor, iş adamları toplantısını dağıtıyor, yeni orta sınıf partisini Sincan havasıyla dolduruyor. Bu filmin başarısını artıracak çünkü yeni orta sınıf hayal kırıklığını okuyacak, kendinden alınan rövanştan keyiflenecek ve filme gidecek"

Ali Şimşek’e göre “İvedik, tehlikeli bir karakter. Zira nereye evrilir, bir sonraki adımı ne olur kestirmek zor.” Açıkçası böyle bir karakterin tehlikeliden ziyade kolay bir karakter olacağını düşünüyorum. Herhangi bir duruş ve tavır üzerine giydirilmemiş bir karakter için ne yaparsanız ve ne ölçüde elbise dikerseniz o yöne savrulacaktır. Bu senarist ve yönetmen için de önemli bir kazanç olacaktır. Seriyi istediğiniz gibi uzatabilir istediğiniz gibi eklemelerle değiştirebilirsiniz.


Filmle ilgili o kadar çok yazıldı ki ne söylesek tekrardan öteye gitmeyecek ancak şu var ki bu kadar genç yaşında çektiği üç filmle (Gen ve Recep İvedik serisi) tüm zamanların rekorlarını alt üst eden Togan Gökbakar’ın hem yapımcısı hem de senarist olan ağabeyi tarafından biraz daha serbest bırakılması gerekmektedir. Çektiği kısa filmlerde naif, basit ve küçük öykülerle kendi dilini yakalamış genç yönetmenin bu kadar ticari başarıdan sonra buna hakkı olduğu açıktır.

Uzun vadede kendi hikâyelerini anlatan yönetmenlerin ayakta kaldığı aşikârken; Togan Gökbakar’ın kısa filmlerinde gördüğüm güçlü sinema dili hem popüler seyirciyi memnun edecek, hem de eleştirmenlerin olumlu puanını alacaktır.

Hadi Togan, kır zincirlerini!

Yorumlar

âyine-i devrân dedi ki…
ben de otobüs yolculuklarında recep ivedik'le yakından tanıştım, üç dört defa izledim sanırım :)
yani ne desem bilemiyorum, sevenlere saygı duysam bir dert (içimde kalıyor çünkü), duymasam ayrı dert

hep denir ya "böyle filmler de lazım, kaynak bulmak için, daha iyi filmler çekmek için" falan filan diye, recep ivedik'in yapımcısı da aynı şeyi söylemişti, yalnız o yapımcının da hep bu tür, pek derinliği olmayan filmleri var, sanırım daha hala eli yüzü düzgün bir film çekmek için parayı bir araya getiremedi, gülüyorum acınacak halimize, bir de bu tür filmlere daha ortaokul çocukları gidiyor, hepsi küçük recep ivedik olmuş, hadi hiç bir şey yapamıyorlar +18 yapsalar bari :(
Onur dedi ki…
bir pulp fiction izledikten, bir seven izledikten ya da aynı dala dönelim, big lebowski'den, aman tanrım'dan sonra fragmanını dahi gördüğümde izlememe kararı verdiğim gökbakar kardeşler filmi..

elbette benim burda yazdıklarım pek kişi tarafından iplenmeyecektir, adım gibi eminim bundan.. ama yazılanlar düşüncelerim olduğundan mütevellit saygı da beklerim.. tıpkı benim bu filme gidenlere gösterdiğim saygı gibi..

şimdi klasik ''hollywood yalakası olma kardeşim! adamların catering masrafına burda film çekiliyor sen neden bahsediyorsun?'' geyiğine oldum olası katılmadım ve bundan kelli de katılmayı düşünmüyorum.. çok basit bir savunma gibi gelmekte zira bana.. başka taraflardan bakmak gerekir diye düşünüyorum.. bu filmde rol alan adam tv 8'de zoka denen programla girdi bizim hayatlarımıza bir şekilde.. şahsi fikrim; beğenmiştim.. komikti, sempatikti ama en mühimi amatördü.. ben öyle görmek istedim ya da bilmiyorum.. daha sonra tv 8'de kendi şovunu icra etmeye başladı; gene izledik, sokakta, okulda, sınıfta taklidini yaptık, karizma hanemize onun sayesinde puanlar ekledik.. sonrası zaten malum; atv ve ntv.. gitgide pejmürdeleştiğini ve sıradanlaştığını düşündüğümüz anda ise patladı recep ivedik'le.. millet gitti, eğlendi, çok sevdi, rekor kırdı.. ha şimdi diyebilirsin ki ''hem kötülüyorsun hem de izlemişsin filmi!'' e kötülemek için izlemek gerek..

bilmiyorum ben cnbc izleyip, sade vatandaş'ı takip edip, taraf okuyarak kendimi bir şey mi sandım, inanın emin değilim.. ama benim izlemeyi tercih edebileceğim bir şey değildir bu ve buna benzer yapımlar.. insanlar para verir, sevdiklerini yanlarına alırlar senin filmine gelirler.. ama sen onları ''böööööhhhöhöhöhö'' diye çemkirerek güldürmeyi amaçlıyorsan, gaz çıkararak şişe devirip gişe hasılatını tavan yaptırmayı hedefliyorsan yanlış yapıyorsun derim..

yıllar yılı -bence- oldukça kaliteli işlere gülmüş olan türk insanına daha kaliteli bir yapım izletmek gerek diye düşünüyorum.. olabildiğimce seviyeli olarak eleştirimi yaparken karşı taraftan ''beğenmeyen izlemesin kardeşim!'' şeklinde tepki alabilme ihtimali -ki önceki filmle ilgili eleştirilere karşılık olmuştur- beni gişe rekoru kıran bir adamın yaptığı fimden soğutmakta.. bizler devekuşu kabare de izledik komedi dükkanı da.. catering masrafına film çekmek zorunda kalan bireylerden çok daha kaliteli yapımlar beklemek, beklediği her şeyi beklememesi gerektiği şiddetle söylenen bir ülkede yaşayan insanların hakkıdır sanki..

bu ülkede bu işle uğraşan adamlar eşkıya'yı da çıkardılar, yol'u da, mutluluk'u da.. izleyene de saygımız sonsuz tabi ki..

Bu blogdaki popüler yayınlar

Elia Kazan'ın Taşra İzlenimleri ve Yumurta

Hiçbir Gece (1989)