Nuri Bilge Ceylan ile Söyleşi -Roll Dergisi-Devlet Hiyerarşısı Üzerine

En çok hatırda kalan sahnelerden biri o... Terzi sahnesi de öyle...

Terzinin telefonda konuştuğu insanın önemli bir devlet memuru olduğu hissediliyordu, değil mi? Çünkü insan yapıyor, sonra anlaşılıyor mu, anlaşılmıyor mu, anlayamıyorsun... (Gülüyor)

Kudretli bir şahıs olduğu anlaşılıyor, ama o şahsın devlet gücünü mü, yoksa kasaba eşrafını mı temsil ettiği pek belli olmuyor...

"Odacımı gönderiyorum" diye bir laf var ama, o pek iyi duyulmuyor belki. Kaymakam, hâkim gibi biri olarak düşünmüştüm. O hiyerarşiyi çok iyi bilirim, babam memurdu orada, ziraat mühendisiydi. O ilişkileri, hükümet konağındaki hiyerarşiyi çok iyi hatırlıyorum... O hep beni rahatsız etmiştir. Bir üst basamaktaki her zaman bir alttakini aşağılama hakkına sahiptir. Bir sahneyi hiç unutmuyorum. O zaman çok fakirlik vardı, memurlar da daha zengin değildi halktan; hepimiz yamalı pantalonlarla gezerdik, çoraplar yamanırdı, ayakkabılara pençe yaptırılırdı, kesinlikle birden fazla ayakkabımız olmazdı. Daha ucuz olsun diye babam bir traş makinesi almıştı, bizi o traş etmeye başlamıştı... Alabros diye bir traş vardı, arkada saç olmaz, önde birazcık olur, ama o geçişin çok hassas bir şekilde yapılması gerekirdi... Yapılamadığı zaman sert bir geçiş olurdu... Bir gün hâkimle savcı, tam arkadaşlarımla oynarken geldiler. Babamla aralarında her zaman bir iktidar ilişkisi vardı, bir astlık üstlük sorunu yoktu ama, birbirlerini aşağılamak için fırsat kollarlardı. "Oğlum, kim traş etti seni?" dedi hâkim. "Babaam" dedim ben oyunu bırakıp. Birbirlerine baktılar, şöyle bir kafa salladılar. (Gülüyor) Ben bunun önemli bir şey olduğunu anlamadım tabii. Sonra babama anlattım, ama öylesine anlatmıştım, büyük bir olay gibi değil. Birden bunun annemle babam arasında bayağı bir olay olduğunu hissettim. Böyle "vay, eşşğoğlueşekler" falan diye... Bayağı bir sinir olmuşlardı. Bütün memurlar arasında böyle bir mücadele vardır. O yüzden aklımda hep öyle bir karakter vardı, hâkim, kaymakam falan gibi. Bunların sadece arkalarından küfredilirdi, yüzlerine karşı hep "efendim" denirdi.


Roll Dergisi
Böbrek denince...Nuri Bilge Ceylan ile Söyleşi

Yücel Göktürk - Sungu Çapan, Ocak 2000

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Elia Kazan'ın Taşra İzlenimleri ve Yumurta

Hiçbir Gece (1989)