The 'Big' Godfather (Part II)


Küçük bir yazıhanesi var. İçeride deriden döşenmiş kahverengi koltuklar. Kendi oturduğu masanın arkasında büyük bir tablo.

Tablonun içerisinde masmavi bir göl, tatlı bir ev ve küçük bir kayık var. Uzun uzun kayığı seyrediyorum her ziyaretimde. Sabahın ilk ışıklarıyla evimden çıkıp kayığa binip uzaklaşmalıyım diye geçiriyorum.

Yazıhanesinde geçirilen soğuk ve karlı kış öğlenlerine gidiyorum. Ekimin başında küçük bir soba kuruyor odanın ortasına. Bütün kış o soba en başköşede her yeri ısıtıyor. En önemlisi de yüreklerimiz ısınıyor.

Pek kömürde atmıyor ısınmak için. Sabahları gelirken evinden bir torbanın içerisinde getirdiği odunları kenarda duran keserle parçalayıp yazıhanenin ısısı düştüğünde birkaç parça atıyor sobanın içerisine.

Benim aklım ise hep o tabloda. Kim yapmış bu şaheseri hiçbir zaman soramıyorum. Yıllar sonra düşündüğümde basit bir tablo aslında diye söyleniyorum. Basit bir tablo ama girift bir hayatın çakıl taşları gibi.

Çocukluk hayallerinin yakut kolyesi bu tablo. Her insanın emeklilik günlerini geçirmek isteyeceği bir yer.

Fotoğrafla böyle bir yeri bulup çekmek istiyorum. Tablonun sahibini bulmalı önce. Böyle bir tablo yok mu yoksa.

Tablonun sahibi de tablonun içerisindeki evde mi yaşıyor?

Karakış iyice bastırıyor. Karlar, yazıhanenin camlarını hafifçe dövüyor.

İçerisi soğudu mu ne?

Bir iki odun parçası alıyor sobanın üst kapağından içeriye atıyor.

Odunun çıtırtılarını kayığın sahibi de duyuyor.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Elia Kazan'ın Taşra İzlenimleri ve Yumurta

Hiçbir Gece (1989)