'Süt' üzerine notlar...


Semih Kaplanoğlu’nu ikinci filmi Meleğin Düşüşü’nden itibaren takip etmekteyim. Kendine mahsus bir sinema dili ve duruşu olan Kaplanoğlu’nun yeni taşra üçlemesinin ikinci filmi şimdilerde vizyonda.

Kaplanoğlu bu filminde üçlemenin tersinden ilki ancak kronolojik olarak sonuncu filmi olan Yumurta’da kahramanımızın annesinin ölümünden sonra kasabaya dönüşü anlatılıyordu. Süt’te ise 18-20 li yaşlarına gidiyoruz Yusuf’un. Annesi ile süt satarak geçimlerini sağlamaya çalışıyorlar. Şairlikte rüştünü ispat edebilmiş değil. Merkezde yayınlanan çeşitli edebiyet dergilerine şiirlerini gönderiyor ve büyük bir heyecanla yayınlanmasını bekliyor. Taşrada bir şair olmak çok zor onun için. Kafasında bin bir türlü hayaller var. Geleneksel yöntemlerle yapılan üretimden hazzetmiyor ve süt satarak geçinmek ona tuhaf geliyor. Aslında Yusuf’u taşranın kasveti ve ağır havası boğuyor, yakıyor ve sıkıyor. Annesinin ilgisinin onun üzerinden başka bir erkeğe kayması da onun buralardan uzaklaşma isteğinde önemli bir neden.

Açıkçası filmle ilgili konuşulacak ve söylenecek o kadar çok söz var ki… Ben bu konuda ketum kalmayı tercih ediyorum ancak şu var. Kaplanoğlu’nun üçlemesinde benim en dikkatimi çeken husus bütün hikâyenin genç bir şair etrafında anlatılması. Taşrada başladığı şiir serüvenine kentte devam eden bir adamın hissettikleri, yaşadıkları, yanılgıları ve hayalleri üzerine devam eden bir hikâye. Böyle bir hikâyenin temel alınarak ilerlemesi ve çeşitli imgesel ve görsel anlatım biçimleri kullanılarak hikâyenin zenginleştirilmesi üçlemeyi(son film Bal çekilmemesine rağmen) izleyici için seyir sebebi oluşturmakta.

Kaplanoğlu’nun bu üçlemesini, Nuri Bilge Ceylan’ın Kasaba, Mayıs Sıkıntısı ve Uzak filmlerine benzetenler olmuştur, oluyordur ve olacaktır. Bence her iki üçleme arasında temel farklılık, taşrada yaşayan gençlerin beklentileri ve düşündükleri arasında olacaktır. Birinde kenti tamamen düşlenecek ve para kazanılacak yer olarak gören bir genç varken, diğerinde düşünce anlamında kendini geliştirdikçe taşrayı küçümseyen ve geleceğini kentte gören bir genç var.

Yurtdışında taşra filmlerine ilgi arttıkça ülkemizde de bu konuda filmlerin çekiminde bir artış olmasını doğal buluyorum. Lakin Semih Kaplanoğlu’nun iyice yükselttiği Anadolu Taşrasına yönelik çıta, yeni yönetmenler ve yeni filmlerle umarım aşağıya çekilmez.

Yorumlar

Ful yaprakları dedi ki…
yumurta'yı izlemiştim,
şimdi de "süt"ü merak ediyorum...