Beyaz Melek (2007)


Doğunun kusursuzluğu, batının müptezelliği.

Mahsun Kırmızıgül’ün ilk filmini kısaca özetlemek gerekirse böyle bir cümle kurulabilir herhalde. Batının alabildiğine yozlaşmış ilişkileri, zıvanadan çıkmış sistemine karşı Doğunun vakur duruşu ve asaleti ile saygının her daim muteberliğini karşılaştırmış.

Film, mafyavari tipli kötü insanların bir yaşlı adamı kovalamasıyla başlıyor. Aslında yönetmenin izleyici üzerinde başından itibaren bir merak uyandırma çabası iyi.

İki kötüden kaçan yaşlı ve hasta amca, İstanbul’un göbeğinde ama şehirle bağlantısı olmayan bir huzurevine sığınıyor. Sonrası bu yaşlı ve hasta adama kucak açan huzurevi sakinleri ile tanışmaları. Başta kötü zannettiğimiz gençlerde bu yaşlı adamın çocukları çıkıyorlar. Sonrası yaşlı adamın huzurevi sakinlerini doğuya kendi memleketine davet etmesiyle devam ediyor.

Filmde, Kırmızıgül birçok konuya değiniyor aslında.

Başta da belirttiğim üzere öncelikle doğu-batı medeniyetleri üzerinden köylü-kentli, saf-yoz vb. karşılaştırmalarına gidiyor.

Huzurevi müdürünün adil ve iyi yaklaşımına rağmen bazı çalışanların yaşlılara kötü muamelede bulunması sonunda biraz sert bir yöntemle de olsa çözülüyor. Ben açıkçası bu sahnelerde yönetmenin deruni olarak;

-aslında devlet/bürokrasi salt olarak iyidir. devlet/bürokrasinin içerisindeki bazı kişiler adil olmayan kötü davranışlarda bulunabilirler ancak sonunda devlet bu adaletsizlikleri yapanları cezalandırır ve adil özelliğini korumayı başarır-

mesajı vermeye çalıştığını hissettim. (Eğer böyle bir mesaj vermek istiyorsa ki bun buna hiçbir yerde rastlamadım bu konu apayrı bir makalenin konusudur.)

Doğu’da geçen sahnelerde ise bir diyalogda ağalık düzeninin kalmadığına dair sözler de söyletiyor yönetmen oyuncularına. Burada Kırmızıgül, -feodal toprak sisteminin fiili olarak yaşamasına rağmen aslında uygulanmadığını mı anlatıyor- anlamayamadım. Belki de bu konuda suya sabuna dolanmak istememiş olabilir. Toprak reformunun başarılı veya başarısız olduğu reel olarak ortadadır. Neden böyle yaptığını da herhalde artık açıklamayacaktır. :)

Filmde dikkatimi çeken mevzulardan biri de, sevgi, inanç ve umut kelimelerinin yerli yersiz kullanılması oldu. Didaktik film izlenimi uyandırıyor bende. İlle mesaj vermek isteği ağır basmış. Biri birine akıl verirken hemen -sevgi, inanç ve umut dolsun kalbinde- gibi diyaloglara yer veriliyor. Yönetmen ilk filmi olması dolayısıyla senaryo konusunda kendini zorlamış bu sebepten yapay diyaloglar oluşmuşta olabilir. Çeşitli çözümlemeler yapıyım derken bir yere varamadığı yerler olmuş.

Yaşlıların yıkanma olayı alabildiğine gerçekçi, acı ve dramatik verilmişti. cirit sahnesi, iyiydi gerçekten. bir de şu minibüsü karşılama sahnesi. atlarla olan. geleneksel giyim, atların süsü, dört nala koşturmaları vs. başka bir filmde, konuda kullanılsa başarılı. tarihi, masalsı vs.

Oyunculuklarla ilgili konuşmak gerekirse; bir sürü ünlü kişi, sırf ünlerinden dolayı sanki filmde idiler. Zeynep Tokuş, Kurtlar Vadisindeki 'Bulut' karakteri, Avrupa Yakası’ndaki 'Tanrıverdi' karakteri, Yavuz Bingöl vs. Cast güçlü olsun olayı ağır basmış. Bu arada Emel Sayın ve Gazanfer Özcan bile bir şekilde kısa bölümler halinde ekrana yansıyor. Böyle bir castta izleyiciyi yoruyor haliyle. Film boyunca -Aaa! bu da varmış, yok şu da varmış- diyorsunuz. İki tane güçlü oyuncu bulursun oynatırsın tüm hüneriyle. Nedir bu kadar dolduruyorsun gerek yok.

Yıldız Kenter, tiyatroda gibi oynuyor. Sinemada başarılı bulmuyorum. Kasıyor ve abartılı oynuyor. Lakin hani Kenter olmak dolayısıyla kimse ağzını açıp da tek laf etmez oyunculuğuna. Bu da bi nevi bizim tabumuz.

Son olarak tuz gölünün ortasında otel fikri hiç cazip gelmedi bana. Başını yastığa koyarsın tuzlu tuzlu. Yemek yersin tuzlu. Çay içersin tuzlu. Kötü bir düşünce gibi duruyor. :)

Ne kadar eleştirilirse eleştirilsin, eksikliklerine rağmen, sadece

-yaşlılara saygı gösterilmesi,

-huzurevlerinin iç parçalayan durumunu ifşa etmesi

-ve ailenin bir arada tutulmasının önemine yaptığı vurgu

ile ilgili mesajları nedeniyle bile seyredilmesi gereken bir film “Beyaz Melek”.

Benden bir öneri olsun; özellikle Yaşlılar Haftası kapsamında okullarda gösterimi yapılırsa faydalı olacağı kanaatindeyim.

JTO'nun önemli, değerli ve yerinde katkılarıyla

Yorumlar

kaldirimcocuklari dedi ki…
hocam bu yorumunuz çok güldürdü beni =) seyredilesi ama hayran olunası bir film değildi verdiği bir kaç mesaj dışında pek keyif alamadım bende...söylemeden edemem Kenter hakkında bende sizin gibi düşünüyorum =)
beenmaya dedi ki…
bazı yerlerde sömürü yaparmışcasına çok fazla duygusallığa yer verildiğini düşünsem de genel olarak bende beğendim bu filmini. ama şu anda çekmekte olduğu filmi konusunun biraz bıçak sırtı olması ve nasıl yorumlayacağı düşüncesiyle merakla beklemekteyim