The Assassination Of Jesse James By The Coward Robert Ford (2007) üzerine notlar...


Bazı yönetmenler vardır çektiği filmin final sahnesi onun için en önemli merak alanıdır. Final sahnesi üzerinde öyle bir gizem oluşturmalı ki seyirci bütün dikkatiyle filmi seyretmeli ve finalini merak etmelidir. Sonra izleyici sinemadan çıkar ve bu gizemli finalin üzerinde daha fazla bir gizem bulutu oluşturur. Fısıltı gazetesi görevi görür bu gizem. Birden bakarsın büyük bir izleyici kitlesi çekilmiş olsun.

Bir önceki postta kısa bir alıntı yaptığım başlıktaki filmde ise böyle bir yola tevessül edilmez. Zaten her şey ayan beyan ortadadır. Korkak ve alçak bir adam olan Robert Ford’un ünlü soyguncu Jesse James’i nasıl öldürdüğüne ilişkin bir filmdir. İşte burada yönetmenin mahareti devreye girer. Bu kadar basit ve herkesin aşina olduğu bir konuda izleyici nasıl beyaz perdenin önüne çekilecektir.

Sinemanın esas dayanağını teşkil eden mevzu da budur. Sinema okullarında bununla ilgili bir ders var mıdır bilmiyorum ama bu filmde durağan ve sıradan bir konu üstelik 2 saat 30 dakikalık uzun sayılan bir süreye rağmen akıcı bir şekilde anlatılmış.


''En gençleri Jesse James'in yüzü, okullu bir kız gibi düzgün ve masum. Mavi gözleri belirgin ve keskin, hiç durmuyor. Vücut yapısı uzun ve narin, büyük dirence sahip ve dayanıklı. Jesse tasasız, pervasız ve gamsız biri.”

İlk karşılaşmalarından birinde karşılıklı puro içerlerken; Bob(Robert) Ford, cebinden bir gazete kupürü çıkarıyor ve Jesse James’a onu ne kadar da iyi tanıdığını ispatlamak için yıllardır biriktirdiği gazete yazılarından birini okuyor. O kadar Jesse James hayranı ki bütün çocukluğu ve ilk gençliğinde onunla ilgili ne var ne yoksa toplamış. James’in sevdiği şeyleri, yaptığı tüm soygunları ayrıntılarıyla biliyor. Filmin belki de bence merak uyandıran en önemli konusu da bu olsa gerek.

-Bu kadar Jesse James hayranı olan bir genç nasıl olur da onu öldürebilir?-

James’in son anlarını hep beraber izliyoruz. Bir gözümüz Ford’un hareketlerini çözmeye çalışıyor, bir gözümüz ise James’in ölürken nasıl bu kadar da acımasızlaştığına odaklanıyor. Etrafındaki çember daraldıkça herkesten şüphe duymaya başlıyor. Kellesi için bir de ödül konulunca en yakın arkadaşlarının da bu kumpasta parmaklarının olduğunu düşünerek öldürmeye başlıyor. Şüphe beraberinde yanlış yapmayı da getiriyor haliyle. Bu arada en sevdiği ve hayran olduğu adama kin beslemeye başlayan genç çocukta bambaşka bir yola giriyor.




Yönetmen her iki karaktere de vicdanlı davranmış. Ne James’in öldükten sonra efsane hale getirilmesinden etkilenmiş, ne de Ford’un tamamıyla alçak, hain ve korkak olduğunu vurgulamış. Adil bir ressam gibi renkleri eşitlikle tuvalin üzerine yaymış.

Mekân seçimlerinin de başarılı olduğunu düşündüğüm bir film. Özellikle uzak plan çekimlerinde ve atlarla yapılan hareketli çekimlerde yönetmen gayet iyi bir iş kotarmış.

Nick Cave(Kuşlar-Kanatlı Uygarlık filminin de müziklerini yapmıştı) ve Warren Ellis tarafından yapılan filmin müziği, iyice şüpheci olup ölüme giden bir adamın yaşadıklarını içimize işletiyor. Temin edebilirseniz mutlaka dinleyin derim.

Hem Ridley Scott’ın hem de Brad Pitt’in yapımcı olarak bu filme yatırım yapmaları da ayrı bir dikkat çeken mevzu. Bu gibi teşebbüslerin bizim sanatkârlara ilham vermesi umuduyla…

Yorumlar

Number 7 dedi ki…
filmin teknik ekibinde en başarılı şahıs bence görüntü / sanat yönetmeni. filmin bize unutulmaz bir atmosfer yaşatıyor. bazılarının filmi "sıkıcı ve itici" bulması üzücü...
rufio dedi ki…
Merhabalar,
Harika bir blog sayfası. Açıkçası kendi blog'umda linkini vermek isterim. Bu sizin için de mümkün mü?
Çalışmalarınızda başarılar.
adsoy dedi ki…
teşekkürler.
mümkün tabii ki. verebilirsiniz.
kowalski dedi ki…
tek kelimeyle mükemmel bir film.. brad pitt -şahsi fikrim- kendisinden beklenmeyecek derecede üstün bir oyunculuk sergilemiş.. ayrıca ben onun yanında ''korkak'' ford karakteriyle yer alan casey affleck'e de değinmek istiyorum.. filmin böylesine sanatsal olmasının en büyük etkilerinden biri de kendisidir..

tak dezavantaj olarak filmin uzunluğu ya da ağır ilerlemesi gösterilebilir.. ama sanırım öylesine güzel oyunculuklar hızlı bir projede görece olarak kaybolabilirdi.. uzun lafın kısası; arşivde bulunması gereken hoş filmlerden..

Bu blogdaki popüler yayınlar

Elia Kazan'ın Taşra İzlenimleri ve Yumurta

Hiçbir Gece (1989)