Çocukluk Günlerimiz ve Beş Vakit Üzerine


Bir filmi izlemek rüya alemine dalmak gibidir. Lakin izlediğiniz film iyi bir filmse.

Bayram tatilini vesile bilip Reha Erdem filmleri ile ilgili bir izleme planı yaptım. Özellikle daha önce hiç izlemediğim ilk filmi “A Ay” ve son filmi “Beş Vakit” i izlemeyi umuyordum. Ancak çeşitli nedenlerden ötürü sadece son filmini izleyebildim.

Denize nazır bir tepenin üzerine kurulmuş orman köyünde ikisi erkek üç çocuğun ebeveynleri ile ilişkileri, zaman algıları ve bir başınalıklarının izleyiciyi alıp götürdüğü filmin görüntüleri, sesleri ve yerinde kullanılan müziği, rüzgârda salınan bir tüy gibi sizi rüyadan gerçeğe gerçekten rüyaya savurup duruyor.

Aslında Reha Erdem, Anadolu’nun en batı kıyısındaki bir köy üzerinden evrensel bir hikâyeyi bize anlatıyor. Belki de bu filmin uluslar arası camiadan bu kadar olumlu eleştiri ve övgü alabilmesinin sebebi budur.

Çocukluk günlerinden kalan, evin küçük çocuğunun daha fazla sevilip, büyüğün hor görülmesi, babası tarafından horlanan ve azarlanan bir erkeğin aynı muameleyi kendi oğluna yapması, anneler ile kızlar arasında süregiden çatışmaların babanın kızını tutması sonucunda sonuçsuz kalması gibi(babalar kızlarını hep tutarlar) hepimizin başından geçen genel hadiseler iyi bir kurguyla bizlere anlatılıyor.

Filmde fazla diyalog yok. Çocukların anne ve babalarının olumsuz davranışları sonrasında kendilerini doğaya bırakmaları ve doğayla baş başa halleri de bir başka güzel. Kamera kullanımında çocukların köyün içinde ve doğa içerisinde yaptıkları yürüyüşlerde kameranın onları arkadan takip etmesi de izleyicinin kendisini filmin içerisinde hissetmesini sağlıyor.

Filmle ilgili tek olumsuz bulduğum nokta, ismini de aldığı beş vakit yani ezan vakitleri ile ilgili zamanın bölünmesinde yatsı yerine gece denilmesi veya ikindi yerine öğleden sonra denilmesini yadırgadım. Zaten İngilizce altyazılarda yabancı izleyicinin anlayabileceği bir mevzuyu yerli izleyici için daha da zorlaştırmak pek mantıklı gelmedi bana.

Reha Erdem in filmlerinde kurgu önemli bir yer tutuyor, bu film ve izlediğim diğer filmlerinde de olduğu gibi kurguyu kendisi yapıyor. Bu konuda sinema-tv okullarında ders olarak okutulabilecek önemli bir iş yaptığı ortada. Filmi izlerken hiçbir yerde sıkılmıyor veya ‘burası da olmamış canım’ demiyorsunuz.

Evrensel bir hikaye ve yerli insanlar oracıkta duruyor. İzleyin derim.


Not: Filmin harikulade müziklerinin sahibi Estonyalı besteci Arvo Pärt'mış. Meraklısına...

Yorumlar

Chao Grey dedi ki…
Türk sineması için bir kilometre taşı bu film. Kamera açıları, müzikleri, oyunculukları ve kurgusu mükemmel. Korkutucu derecede gerçekçi. Köyde büyüyen birisi olarak, köyü bu kadar güzel yansıtan Reha Erdem'e teşekkür ediyorum. Çocukların halet-i ruhiyesine fazlasıyla hakim. Bir de minare sahnesinde ezan okuyan adam güzel okusaydı çok iyi olacaktı ama; olsun o kadarı da.
adsoy dedi ki…
evet bence de bir kilometre taşı.