Derviş Zaim ve Sineması




Derviş Zaim ilk filmi "Tabutta Rövaşata" ile sıkı bir giriş yapmıştı dünyamıza. Kendi halinde bir başına dolaşan araba çalıp geceleri içinde uyuyan, anı yaşayıp gerisini düşünmeyen ve en sonunda rumelihisarından tavuskuşu bile çalıp onları da çaldığı arabayla dolaştıran Mahsun'un hikayesini anlatmıştı Zaim. Metropolün içinde evsizlik, ısınamamak ve tutunamamak üzerine etkileyici bir filmdi. Bu filmin özellikle müzikleri her daim dinlenebilir bir kalitede. Baba Zula ve Yansımalar'ın yaptığı müzikler görüntülerle çok iyi örtüşüyordu. Zaim'in bu filmle yaptığı en büyük katkı tabii ki Ahmet Uğurlu'nun oyunculuğu olsa gerek. Bu kadar yetenekli ve etkileyici bir oyuncunun değerlendirilememesi sinemamız için bir kayıptı ve Zaim sayesinde Uğurlu tüm dünyaca tanındı. Yanılmıyorsam Kanada'da bir festivalden en iyi Erkek Oyuncu ödülü bile aldı.



Derviş Zaim, ikinci filmi Filler ve Çimen de izleyiciyi kontrpiyede bıraktı. Zaim, yine kaybedenleri ve tutunamayanları anlatacak derken bu sefer, Susurluk kazasıyla gündeme gelen derin devlet'e çevirdi vizörünü. "filler oynaşırken olan çimenlere olur" küba atasözünü kendisine ilham alarak derin devleti masaya yatıran yönetmen, benim içinde hayal kırıklığına neden olmuştu. fakat bu filmle ilgili Derviş Zaim sinemasının geleceği ile ilgili önemli ipuçları da yok değildi. Mesela, açık havada ve büyük boyutta bir ebru yapmak isteyen maraton koşucusu başrol oyuncusu, ilerisi için umut veriyordu.



Derviş Zaim üçüncü filmini kendi toprakları için çekti. Bir Kıbrıs Türkü olan yönetmen Kıbrıs sorununu masaya yatırdığı Çamur filminde, hem eleştirmenlerden hem de izleyiciden olumlu puan alamadı. Sınırda nöbet beklerken bir heykel bulan bir Kıbrıs Türk askerinin hikayesinin anlatıldığı filmle ilgili tek söyleyebileceğim oyuncu seçimlerinin yanlışlığıdır. özellikle asker olmak için fazlasıyla yaşlı duran Mustafa Uğurlu dışında, Yelda Reynaud'un sırıtan oyunculuğu filmi ziyadesiyle sıkıcı bir hale dönüştürdü. Bir tek Bülent Emin Yarar'ın oyunculuğu övgüyü hakediyordu(her rol yakışıyor bu adama)



Derviş Zaim özellikle Çamur'la çok sert eleştirilere de maruz kaldı. Tabutta Rövaşata'yı seyretmiş biri olarak bende kredisi bir hayli fazla olan Zaim'in her yeni filmi ben de heyecan uyandırır. Cenneti Beklerken'de bende aynı heyecanı uyandırdı. Yıllarca vizyona koyulan Osmanlı'nın sadece zaferlerini gündeme getiren Türk Sinemasında, Cenneti Beklerken Hacivat ve Karagöz Neden Öldürüldü? ile birlikte bir miladı oluşturdu. Osmanlıda taht kavgalarından yola çıkarak veliahtların mücadelesini anlatan Zaim, aynı zamanda bir minyatür sanatçısının acısını da bizlere sundu. Özellikle minyatür çizimleri ile oluşturulan animasyon görüntüleri geleneksel olanın uluslararası platformda tanıtılması açısından da önem arzediyordu. Fakat ne yazık ki bu gibi konular tartışılmadı bile kamuoyunda. Derviş Zaim'in bu çabası bile ileride hatırlanacak buna eminim. ayrıca bu filmde genel olarak oyuncu seçimleri çok çok iyiydi. Bir babanın evlat acısı ile ilgili özel duyguları da taht kavgasından daha yakıcı geldi bana. Bir minyatür sanatçısının ölen evladını hatırlaması için yasak olduğu halde gizli gizli cesedine bakarak onun portresini yapmaya çalışması ayrı bir film bile olabilirmiş.



Derviş Zaim'in son filmi Nokta ise yönetmenin bu sefer hat sanatından insan hallerini anlatmasıyla ilgili. Bu filmle ilgili henüz pek bir bilgi sahibi değilim. Tuz gölünde yapılan çekimlerden bana Çamur'u hatırlattı.
Derviş Zaim'in geleneksel sanatlar ve tasavvufla ilgisinin devam etmesini diliyorum. Çünkü devam ettikçe hem geleneksel olanla tanışacağız hem de geleneğin geleceğin içerisinde yer bulabileceğini anlayacağız.

Yorumlar