Yusuf ve bir Kış Filmi...


Nuri Bilge Ceylan’ın kış gibi yeni filminin hazırlılarına başlayacağını okuyorum bir yerlerde. Uzak filminden sahneler dökülüyor gözümün önüne. Yusuf’un biteviye İstanbul karlar altındayken yaptığı yürüyüşler, arayışlar ve beklentiler. Mutlaka bir berber yüzü görmesi gereken saçlarına kar taneleri doluşuyor. Sağ eliyle alnına yapışan kar tanelerini silip saçlarını geriye doğru götürüyor. Ayaklarında kışa uygun olmayan iskarpinler. Üşüse keşke denilebilecek bir durum işte.

Yusuf, umuyor, umutlanıyor ve arıyor. Anne bir gün telefonda sağlık sorunlarından dert yanıyor. Yusuf telefonun başında öfkeleniyor ama telefon ev sahibinden habersiz açıldığından sesini yükseltemiyor. Kendi kasabasında bir kaplan kediye dönüşüyor. Çaresizliğine isyan edercesine kendine tahsis edilen yer yatağında yaktığı Samsun sigarasının dumanları arasında kaybolmak ister gibi bir ruh haliyle geceyi gece ediyor. Yusuf şehirde boğuşmak istemiyor. Âşık olmak istiyor ve bir kadının koynunda uyumak… eski pasajların kıyılarında sinema dergisi karıştıran kadınları izliyor. Kadınlar ilk kez bu kadar yakın ona. Yusuf, bütün açlıklarını doyurup son yük gemisiyle uzaklaşmak istiyor… 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Elia Kazan'ın Taşra İzlenimleri ve Yumurta

Hiçbir Gece (1989)