Kaybedenler Kulübü


Durgun bir su gibiyim. Durdukça buharlaşan, yosun bağlayan.

Mezar taşlarının yanına uzanmak istediğim oluyor. Uzanıp ölülerle el ele, ölümlülere bakmak istediğim de oluyor. Kaybedenler Kulübü’nden bahsedecektim. Film bana en çok ölümü hatırlattı her karesinde.

Sayın dinleyenler, ölümün olduğu yerde daha ciddi ne olabilir?

Bunun üzerine daha ne söylenebilir ki. Mezar taşlarının arasında dolaşıp kendini aramak yahut farklı kadınların bedenlerinden içinde biriken ölüm tortusun unutacağını zannederek avunmak hüzünlü bir kısa öykü gibi.

Adam tüm kadınları sever, onların gözlerine bakar ama sonrasından birden ağlamaya başlar. O kadınlar onun kendi yaraları için kısa süreli pansumanlardır belki de. Adam gözlerine bakar sonra kendi gözlerinden yaşlar gelir.

An, yol ve durak…

Titizleniyorsun. Aradığın, konuşmaktan hoşlandığın insanlar var. Her akşam birkaç kadeh te içiyorsun. Sonra konuşmaca, konuşmaca, konuşmaca…

Kafanın tam merkezinde hep ölüm ciddiyeti ama.

Her yaptığın şaka da, baydığın, baygınlaştırdığın veya kendinden geçirdiğin kadınların gözbebeklerinde.

Kadınların omuzlarında sigara içiyorsun. O omuzların gerisinde hep hüzünlerin ve ardı sıra bir çok kadının omzu da var.

Aynı kaderi isteyen insanlarla doluyor etrafın. Aynı yağmuru sırılsıklam göğsünde hissetmek isteyen bir sürü insan.

Ve çakmağını çıkarıp umut ışığı gibi yakıyorsun onlara. Lakin senin kaderin için en ufak bir parıltı yokken… bir sigara daha yak hadi. Keyfe keder.

Kederler en çok keyiflenince mi unutuluyor ki…

Sonra bir pikaptan çalan melodram parça.

Akşamları yürümek istiyorsun. Bir bankta bir iki amatör yelkenliyi seyretmek… kurşun gibi ağır sözleri de var ya kadınların. Öldürse keşke beni. Öldürse…

Makinenin içinde birkaç mezar fotoğrafı. Kendinin seyredebileceği. Herkese dair ölülerin fotoğrafları…

Korkuyorum ölmekten. Sen de bunu bil.

Rahatım da tam yerindeyken. Bembeyaz kesildi yüzüm.

Radyoda konuşmalar susuyor. Ardı sıra ekmek arası yarım köfte. Yanında acı mezar taşları.

Işığın kaybolduğu ve düştüğüm.

Neden korkuyorum ölümden biliyor musun?

Yorumlar

beenmaya dedi ki…
insanların neden mezartaşı yaptırdıklarına dair bir tanımı vardı mehmet eroğlu'nun belleğin kış uykusu'nda. tam olarak cümleleri hatırlamıyorum ama yine yalnızlık üzerineydi. yaşarken bile yalnızlığa dayanamayan insanoğlunun ölümde de yalnız kalmak istememesinin kanıtıymışcasını dikilir diyordu mezartaşları nedense bu geldi aklıma yazını okuyunca...
ünlem! dedi ki…
-Aslında kazanmak nedir ki? En büyük zaferi kazandığında bir Antonyus olduğunu düşün Parise geldiğini ve otakın altında olduğunu ve bütün insanların senin altında olduğunu düşün ve gücün en üstünde olduğunu.. Yalnız kaldığın o anda “ ne oldu be! şimdi ne olacak?” Diyorsan kaybedensin sen. Kaybetmişsin. Yani o anda en büyük zaferin içinde kaybetmişsin.

Bu blogdaki popüler yayınlar

Elia Kazan'ın Taşra İzlenimleri ve Yumurta

Hiçbir Gece (1989)