Kıskanmak (2009)


Uzun zaman oldu odunun çıtırtısını duymayalı. Küçük bir şöminenin başında ellerini ateşe uzatıp o sıcaklığı hissetmeyeli. Filmin benim açımdan ilk akla gelen görüntüsü bu görüntüler. Siyah ve gri renklerin hâkim olduğu bir kent Zonguldak.(şimdi o şehre gitseniz manzara yine aynı değil mi?)

Roman, Seniha isminde çirkin bir kadının yaşamı boyunca ağabeyinden intikam almaya çalışması üzerine kurulu; filmde ise, bu intikamın dönüm noktası ile ilgili bilgilere ulaşıyoruz. Uzun yıllar boyunca ağabeyinin yanında bir sığıntı olarak yaşamış ve eline geçen fırsatlar bir şekilde yakışıklı ve başarılı ağabeyinin sayesinde hiç olmuş bir kadının son adımda uysal ve sakin duruşunu hiç bozmayarak giriştiği intikam alma serüvenine bakıyoruz.

Romanda aslında bu intikam serüvenin birçok nedene dayandığını görerek Seniha’yı haklı görebiliyorken filmde Seniha’nın ağabeyinin karısı Mükerrem’i yolların ayrılma noktasında yalnız bıraktığı o diyalogda çokta mantıklı görmüyoruz.

Seniha o diyalogda romanda başından geçen olaylardan sadece birini anlatarak aslında küçük bir kıskanma kıvılcımının heyulaya dönüştüğünü de paylaşır. Filmin denge noktası o sahnedir. Mükerrem, hayâsız burjuva genciyle paylaştığı gizli ilişkinin kavşağındadır. Onunla yaşadığı, yaşadıkça hor görüldüğü ve aşağılandığı bu durumdan artık sıkılmıştır.

Eşinin kızkardeşi ile dertleşmek ister. Onun kendisine bir yol göstereceğini umar. Seniha tüm bu olanları biliyordur ve kendi hikâyesini anlatır Mükerrem’e. İlk defa bu evde bir sığıntı olduğunu söyler ona. Hiç evden dışarı çıkmayan ve sürekli el işi yapıp kitap okuyan Seniha ablası ona yol göstereceğine eşinden daha da soğutur.

Bütün işler sarpa sardığında Mükerrem, Seniha’ya o günkü kayıtsızlığını sorar. Seniha hayatında ilk kez eline geçen fırsatı doğru kullanmak derdindedir. Aşağılar eşinin karısını. Sonrası zaten büyük bir sessizlik ve içe kapanma devresidir Seniha için. Ev dağılır. Mükerrem İstanbul’a döner. Yönetmen bizi ayrıntılarla uğraştırmaz.

Seniha’nın yazdığı mektuptan Tabzon’da bir okulda öğretmenlik yaptığını öğreniriz. Ağabeyini son kez görmek ister. Bu yılların intikamının da alınması olacaktır. Ağabeyi ile avukatın bürosunda karşılaşır ama aslında Seniha için önemli bir yıkım olur bu yüzleşme. Ağabeyi 7,5 yıllık mahpus hayatına karşılık yıpranmamıştır hiç. Hala o sert ev aldırmaz tavrını sürdürür kız kardeşine karşı.

Herkes kendi yolunu çizecektir. Seniha gemiye biner ve Trabzon’a doğru yol alır. Gemide Mükerrem’e benzer biri arkası dönük yan masadadır sanki. Yönetmen burada da bir gizemli bir pay bırakır. Belki iki kadının ikinci bir yüzleşmesine gerek görmez.

Ve son sözünü yine Seniha söyler. Ağabeyi, kendisinden önce ölürse ancak o zaman huzur bulabilecektir.

Yorumlar

coffeé dedi ki…
ben de yeni izledim.... filmden o eski zamanların kareleri çok güzel yansıtılmış hakikaten. bir de kıskançlıkla insanlar kor kor olurken, kor olan kömür görüntülerinin gelmesi çok etkileyiciydi.
Adsız dedi ki…
Nuri Bilge Ceylan'ın filimlerinde olduğu gibi Zeki Demirkubuzun filmlerinde de kadın kahramanlarına karşı çok yüzeysel kaldığını düşündüm film bitince.Mümkünse kadın kahraman alamadan sadece erkeklerle çeksinler filmlerini desem yatakta erkek kahramanlarına ne yaptıracaklar o zaman?Azıcık içlerinde hiç mi sevgi olmaz bu adamların?İlle kadını pasif olarak gösteren pencereler adamın öküzlüğüne karşılık ille aldatan kadınlar,yeni sevgilileri de doğru dürüst olsa neyse,sevgililer de kocalarından beter (iki yönetmende de bu tema var)ama böyle değil ki dedirtti bana.Film bitince bir oh be bile dedirtmiyor bu yönetmenler bana.Karanlık ekrandan içimi boğuyor hep.Film bana ne kattı diyorum ,karanlık bir can sıkıntısı...Erkek bencilliği desem de bu adamların kadınları artık anlatamadığını düşünmeye başladım.Gerçi kendi de demiş çirkin bir kadının eline fırsat geçince neler yapabileceğini görmek istedim diye.Çirkinlikle kıskançlığı bir türlü ilişkilendiremedim ben film boyunca.Ne ekersen onu biçersin gibi tıpkı böyle ağbiye böyle zavallı kız kardeş.Kitabı okumadım ama iki kadının arasında bir dayanışma kursaydı keşke diye düşünmeden edemedim.Erkekler her iki yönetmenin filminde de ne kadar bencil,sevgisiz,hanzo tipler.Kubuz'un adını hatırlamayadığım bir filmi ve Üç Maymun,iklimlerde de ille hep kadını bu halde kullanması film boyunca rahatsız etmişti beni.Telma ve lusie ya da Kızarmış Yeşil Domatesler ,Akşam Güneşi gibi bir film beklemek bizim erkek yönetmenlerimize göre çok fazla(eski Türk filmlerinin izleri var sanki bu adamlarda)biliyorum da.Bu adamların da kendilerinin ötesine geçme zamanını beklemekten başka çare yok. Kubuz çirkin kadınların diye başlamış ben de bencil kocaların ellerine fırsat geçmeden bile çevrelerindeki kadınlara neler çektirdiğini gördüm filmde diyorum... hepsini