Taşrada Çocuk(luk) Dertleri-3


Taşrada çocukların dertleri bitmez; tutkuları da. Issız bir bozkırda tek eğlencesi uzaktan geçmekte olan tren olan çocukları düşünün. Tabii ki televizyonun ve internetin saltanat fermanını okumadığı zamanlardan söz ediyoruz. Şimdi biraz da zorunlu olarak ortaya çıkmış dertler ve meseleler var. Kendimizin alışkanlık girdabı sonrasına ortaya çıkan rahatsızlıklar, kronik durumlar ve baş gösteren tuhaf haller…

Şimdi ki çocuklar için dünyanın her köşesi aynı. Japonya’da yapılan bir animasyon dağın başındaki bir çocuk tarafından hemen kabul edilip içselleştiriliyor ve sonrasında globalleşme dedikleri durumun belki de en kötü yanı ortaya çıkıyor. İnsanların farklı ve ayırt edici özellikleri kaybolup tek sesli ve tek davranışlı bir model devreye giriyor. Köyde yaşayan bir çocuk hamburger istiyor mesela.

Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak filminde taşrada yaşayan iki çocuğun sinema hayalleri ve bir film çekme dertleri vardı. Onlar da yıkık dökük bir duvara yansıyan sihirli ışığın önünde görünen o artistler gibi olmak için zahmetli bir işe girişecekler. Bu hayal cinler ve perilerle şenlenecek, bazen deliler yönetmen yardımcısı olacak bazen de aşk filmin orta yerinde negatifleri kopartıp atacak.

Biri karpuz satıcısının diğeri ise berberin çırağı iki çocuk bu bahsettiklerimiz. Ustalarından izin alıp bir fotoğrafçının vitrinindeki kameraya bakacaklar saatlerce. Derdin deva bulması için o makine yetecek sanki. Ama iş kamera meselesi de değil. Filmi çekebilmek, gösterebilmek, onu perdeye yansıtabilmek ve perde önünde seyirciler tarafından ayakta alkışlanabilmek önemli olan.

Aşk burada derdin ızdıraba dönüşmesinin katalizatörü. Kendisinden yaşça büyük ama gönül koyduğu kıza bir cevizle bir mektup gönderecek ama kızın ırak düşmesi aşk yarasını hafifletmeyecektir.

Film çekilemez. Aşk vuslata eremez ama o sinema derdi içlerinde her daim parlayacak ve yıllar sonra o berberin çırağı gücü tükense de ilk filmiyle bu anıları çok güzel anlatacaktır.

Devam edecek...

Yorumlar

âyine-i devrân dedi ki…
filmi ne de güzel anlatmışsınız, ve de şu globalleşmeyi hiç bu yönüyle düşünmemiştim, evet bu yüzden seviyorum burayı, her geldiğimde yeni, tabiri caizse benim için daha paketi açılmamış satırlar, fikirler bekliyor beni, teşekkür ederim hem yazılarınız için hem de flickr'daki mesajlarınız için :)
âyine-i devrân dedi ki…
son bir şey (tekrar olacak ama) inşallah Ahmet Uluçay bir an önce iyileşir de filmini izleriz, alkışlarız vs. :)
adsoy dedi ki…
beğenin ve yorumun için teşekkürler.

umarım uluçay'ın yeni filmi biter. açıkçası ben pek umutlu değilim yapımcıdan dolayı :(
âyine-i devrân dedi ki…
hımm sadece sağlık sorunu değil mi filmi engelleyen, kötü :(
adsoy dedi ki…
sağlık sorunları tabii ki var ancak yönetmenin ciddiyetsiz iş yapması asıl etken.

Bu blogdaki popüler yayınlar

Elia Kazan'ın Taşra İzlenimleri ve Yumurta

Hiçbir Gece (1989)