Kayıtlar

taşra etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Bir Zamanlar Anadolu’da ki Doktorun Öyküsü

Resim
Ercan Kesal , Bir Zamanlar Anadolu'da filminde kendi hayatından da kesitler taşıyan doktorun odasında asılı duran "Taşra Doktoru" fotoğrafı ile ilgili yazmı ş. ".... Bornova öğrenci yurtlarına yerleştiğim ilk gün, her öğrenciye bir tane verilen metal dolabın kapağına o günlerde yeni kaseti çıkan Sezen Aksu’nun küçük bir posterini yapıştırmıştım. “Minik serçe”. Bir sandalyeye yanlamasına oturmuş, seksi olmaya çalışan haliyle ve iri dudaklarıyla muzipçe bakan ama ne yaparsa yapsın ona hep çocuksu bir masumiyet veren tavrıyla, Sezen Aksu. O günlerde, ikide bir yurtları basıp dolapları hallaç pamuğu gibi atan jandarmanın elinden kurtulan tek resim. Bir süre sonra o resmin yanına, Fransız Kültür Merkezi’ndeki bir fotoğraf dergisinin içinden yırtıp aldığım başka bir fotoğraf daha eklendi. E. Smith’in ‘taşra doktoru’ fotoğrafı. Yıllarca taşıdım o fotoğrafı. Kaderim gibi. Okuldan mezun olup mecburi hizmet için Keskin Devlet Hastanesi’ne gittiğimde, hastanenin kul...

Bir Zamanlar Anadolu'da (2011)

Resim
TRT de ara ara Anadolu’da Zaman isimli belgesel haber arası bir programı seyrediyorum. Bu programda kah bir köyde pekmez yapma ritüelini kah dağdan kar getiren yaşlı bir amcanın öyküsünü izliyoruz. Tüm bu konular arasında en ilgi çeken ayrıntı insanların biz kent soylular için büyük bir heyecana yol açan eylemleri gayet olağan ve sakin bir biçimde yapmaları oldu. Herkes sadece işini yapıyor ve bunun dışında hiçbir şey yok. Ama bu işi yerine getirebilme hadisesi bizim gibi kent sakinleri için sanki ulu bir duruma dönüşmese olmuyor. Kırsalda bir insan çatışsa bile belirli bir samimiyeti koruyor. Çatışmalar bir vicdan yüzleşmesini de beraberinde getiriyor. Filme gelirsek; alışık olunmayan bir durum değil aslında yaşadıkları film kahramanlarının. Kasabada bir cinayet işlenmiş ve bu cinayet sonrasında bir avuç bürokrat ile onlara yardım edecek kasaba sakinleri yanlarına katil ile ona yardım ettiği sanılan kardeşini de alarak yola çıkıyorlar. Kasabadan çokta uzak olmayan çeşme başlarında,...

Kahırlı Genç ve Hudayinabit

Resim
Kimse özlemeyecek gidersem o avanak O yağırdan yağmurdan ardan kalan yüzünü Dönersen taze kekik ve yaşaran üzümler Ve bir kalbi dağlanmış bir ismin olmayacak * Süleyman Çobanoğlu ’nun şiirleri “hastane önünde incir ağacı”, “kırmızı buğday” gibi halk türkülerini anımsatıyor. Kara sevdadan şehirde sanatoryumlara düşen incelikli yağız, kavruk gençler anlatılıyor şiirlerde. Bir gün o genç köyünden yahut köyden farkı olmayan kasabasından dışarıya doğru çıkacak. Belki köyünde vardır bir sevdiği yahut şehre gelir gelmez sokakta gördüğü kapıcı kızına tutulacak. Sevda kahırı ile hayata tutunma kahırı birleşip ciğerlerini kemirecek te kemirecek. Köşebaşlarında bir çift göz için bekleyecek. Akşamları kandil ışıkları altında dualar edecek. Elini cebine atacak birkaç bozuklukla anasına göndereceği bir tutam para avuçlarına gelecek. Bol bol terleyecek. Gözleri uzaklara dalıp gidecek. Sadece yaşamak isteyecek… * Gitme isimli şiirden…

Ethem Baran ve Taşraya...

Resim
Ethem Baran’ın öykülerinde düpedüz taşra var işte. İstanbul’u da anlatsa kıyıdan köşeden. Mutfak masasına üzerine serilmiş muşambanın üstündeki kalıcı yemek lekeleri gibi taşralılık. Büyük bir kente de gitseniz üzerinizden silinmeyecek izler kalıyor. Ama bu izler güzel ve lezzetli izler yermek lekeleri gibi. Saklamakta istiyor olabilirsiniz arada. Girdiğiniz bazı ortamlar yahut mekânlar bu lekeler için uygun olmayabilir. Bu lekeli zannettiğimiz taşra gömleğinin üzerine bir ceket giyip kamufle ediyorsunuz. Taşra, Baran’ın romanlarında hep hafif yaralı. Ağır yaralı demiyorum çünkü ağır yaralılık hali taşra için insafsızlık olur. Bir umut vardır. Uzakta deniz kenarında bir taşra kasabasında gelişigüzel inşa edilmiş ve estetikten yoksun binalarının gölgeliklerinde palamut için kayık imal ettirir bu umut. Esrar çekmişliği de vardır eski zamanlarda. Mahpus damını tatmıştır. Ailesinde kimse ona inanmaz ama hikâyeci omzunu atar taşranın dertlisine. Zengin kotralarının arasında bir fikir için d...

Mongolian Ping Pong / Devam...

Resim
Ve film başlar… Aklınızdan yanı başınızda bir köy yerinde ya da ilçeye en yakın kasabada yaşanan küçük olaylar geliverir. Moğol bir çocuk steplerin orta yerinde kendi başına bir şeylerin beklentisini yaşarken ping pong topu ile hayatının da akışı değişir. Yaşarken hayatın anlamlandırabilmenin en önemli şartı yaşınızın büyüklüğü ve olgunluğu olsa gerektir. Hayatın kapanacak perdesine doğru yavaş ve zorlu deneyimlerle ilerlerken olgunlaşırsınız. Acılar kıvama gelir. Yorulursunuz. Düşünürsünüz ve korkarsınız. Çocukluk öyle değildir ki… Sadece saniyeleri yaşarsınız. Ne olmuş? Neden olmuş? Umurunuzda olmaz. Dayak yersiniz, ardından elinize bir dondurma tutuştururlar sevinirsiniz. Büyüdükçe böyle olmaz ki… Dondurmayı erite erite ağlarsınız. Yapış yapış olur ayalarınız. Sonra o yapış yapış olan ellerinizle gözyaşlarınızı silmek istedikçe yüzünüz gözünüz berbat olur. Büyüklük ne kadar kibirse, çocukluk o kadar mütevazılıktir… Büyüdükçe kırar dökersiniz. Sayar, söversiniz ama çocuklar daha olgu...

Mongolian Ping Pong / Taşra ve Çocuk

Resim
Çocuk ve taşra. Nasıl seviyorum bir bilseniz. El değmemiş ve bozulmamış iki varlık. Kelimelerin yerini değiştirebilirsiniz... Taşra ve çocuk. Öğrenmeye çalışan ve öğrendikçe dış dünyaya açılan iki kelime. Issız gece yarılarını hatırlatır bana taşra. Yatsı ezanı ve namaz için camiye giden birkaç ihtiyar dışında yollar sokaklar boşalır. Köpek havlamaları, baykuş sesleri ve rüzgârın deviniminde sallanıp hışırtı yapan yapraklar. Gece ıssızdır taşrada. Kimsecikler kalmaz. Birazdan ihtiyarlarda dönecek namazdan ve meydan hepten kurda kuşa kalacaktır. Çocuklar evlerinde derin uykulara bırakırlar kendilerini. Harman yerinin süregiden yorucu koşuşturması yıkmıştır onları. Bir de tabiiki onların gözünde anne babanın hiç bitmeyen eziyetleri.( Beş Vakit filmini hatırlayın) İşte o anlarda bir dışarıya çıkın ve evlerin, bahçelerin duvar diplerinde dolaşın derim. Taşranın sessiz çığlıklarını dinleyin. Erkenden söndürülen ışıkların yanı başında ayakkabılarınızın tıkırtıları kalsın bir. Bir yere yetiş...

Taşrada Bir Gencin ÖSS Sıkıntısı

Resim
Camın ardında bir genç. Belli ki kaygılı. Bir şey mi beklemekte? Sonra dışarı çıkıyor. Elinde bir sigara. Derin derin çekiyor. Gözleri caddenin karşı tarafında birilerini arıyor sanki… Sonra sigarasından bir nefes daha… Koşuyor yolun diğer tarafına. Postacıyı görüyor. Soruyor Var mı bana bir şeyler? Postacı eline bir zarf tutuşturuyor. Elinde zarfla kahvenin dışına konulmuş masaya oturuyor. Bir çay söylüyor. Sonucu biliyor gibi ama Yine de işte… Neticeyi kahvecinin bile görmesini istemiyor. -Sen bir çay yap getir açarım ben de o arada- Zarfı açıyor. Sonra gözleri dalıyor. Kasabanın gürültüsü bir uğultu sanki. Duyuyor ama anlamıyor. Bir motosiklet geçiyor yorucu sesiyle. Sonra iki teyzenin lak lakı. Yine bir motor daha… Gencin bu kasabadan çıkamayacağı kesinleşiyor… Hayat onun kaderini burada mı çizmiş? Korkuyor…

Turna ve Gayda-1

Resim
Berat Demirci , geç keşfettiğim ve sonrasında da keyifle okuduğum bir yazar oldu. Altıncı Şehir ’in A.Turan Alkan ’a açılan bir kapı olması sonrasında Turna ve Gayda ’da Berat Demirci 'nin kitapları ve yazılarının okunması için bir vesile oldu. Anadolu kültürü ile ilgili kendi yaşanmışlıklarından yola çıkarak gerek günümüz modern toplumları ile ilgili yaptığı değerlendirmeler gerekse bu kültürün derin bir tarihi olduğunu okuyucuya ispat eden müellif, büyük bir iş kotarıyor. Deneme dalında Türkiye Yazarlar Birliği ’nin 2000 yılındaki ödülüne layık görülen bu kitap tam anlamıyla bir deneme kitabı olamayacak kadar güzellikler barındırıyor. Anadolu’da televizyonun, internetin veya ipodun olmadığı zamanlarda çocukların oyunlarından başlayarak trajik bir mesel anlatıyor ilk yazısında. Yazının başlığı Oynum yok. Sadece çocukların oyunlarından da bahsetmiyor yazar. Koskoca adamların bir semaver çay eşliğinde musiki terennüm etmelerini de oyuna benzeterek eski latif bir hayatı bizlerin önün...

Taşrada Çocuk(luk) Dertleri-5

Resim
Öğretmen okulun son günü tüm öğrencilere yaz tatilini değerlendirmek gayesiyle bir tatil kitabı veriyor. Büyük bir heves ve iştahla elinde tatil kitabıyla evine dönen küçük çocuk, okulun haşarı çocuğuna kitabını kaptırınca bütün bir yazın derdi de başlıyor. Taşrada aslında kitap bulabilmek büyük bir nimet. Allahtan şimdilerde netten kitap beğenip evinize kadar getiriyorlar da taşranın kitaba ulaşabilme sıkıntısı da giderilmiş oldu. Küçük bir çocuk kitap okumak istiyor sadece. Kitabının elinden gitmesiyle aynısını kırtasiyede bulabileceğini düşünüyor ancak birçok olanağa sahip olmasına rağmen Silifke gibi büyük bir ilçede dahi o kitabı bulamıyor. Bulsaydı ne güzel olacaktı… Bütün bir yaz soruları çözecek, okuma parçalarını okuyacak ve kendince düş bulutlarının içinde kaybolacaktı. Bütün bir yaz bu derdi mi çekecek? 'Taşrada bir çocuğun tatil kitabı derdi' bizce basit ve önemsiz ama onun için insanlığın ve bütün bir hayatın en büyük meselesi. Tatil Kitabı’nın ayrıntılı okuması is...

Taşrada Çocuk(luk) Dertleri-4

Resim
Taşrada nesiller arası iletişimde çok keskin bir biçimde ayrışma var. Baba oğul arasında daha resmi ve protokollere uygun bir ilişki tarzı yürüyor. Babalar kendi babalarından gördükleri kurallarla çocuklarına karşı davranış geliştiriyorlar. Böyle bir davranış şekli çocukların canını çok yakıyor. Çocuklar bu zamanda kitle iletişim araçlarından gördükleri baba oğul ilişkilerinin neden kendi ailelerinin içerisinde veya çevrelerinde olmadığını çok kolay bir biçimde sorgulayabiliyorlar. Kuytu köşelere, ıssız diplere ve yalçın zirvelere yol alıyorlar. Böyle ıssız, kuytu ve yalçın yerlerde küçük hayatlarını sorgulayıp planlar kuruyorlar. Bu planlar içerisinde şiddet belki de en basit ve çocukça yol. Çünkü çocuk en kolayını seçiyor. Babasının ona karşı yaptığı şeyleri bir zulüm olarak görüp bu zulümden en kolay kurtulma çaresi olarak onun ölümünü görüyor. Hatırlarsınız; Reha Erdem ’in Beş Vakit ’in de küçük bir köyde böyle çocukların yalnızlığı ve basit düşüncelerinden bahsedilir. Çocuklar, do...

Taşrada Çocuk(luk) Dertleri-3

Resim
Taşrada çocukların dertleri bitmez; tutkuları da. Issız bir bozkırda tek eğlencesi uzaktan geçmekte olan tren olan çocukları düşünün. Tabii ki televizyonun ve internetin saltanat fermanını okumadığı zamanlardan söz ediyoruz. Şimdi biraz da zorunlu olarak ortaya çıkmış dertler ve meseleler var. Kendimizin alışkanlık girdabı sonrasına ortaya çıkan rahatsızlıklar, kronik durumlar ve baş gösteren tuhaf haller… Şimdi ki çocuklar için dünyanın her köşesi aynı. Japonya’da yapılan bir animasyon dağın başındaki bir çocuk tarafından hemen kabul edilip içselleştiriliyor ve sonrasında globalleşme dedikleri durumun belki de en kötü yanı ortaya çıkıyor. İnsanların farklı ve ayırt edici özellikleri kaybolup tek sesli ve tek davranışlı bir model devreye giriyor. Köyde yaşayan bir çocuk hamburger istiyor mesela. Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak filminde taşrada yaşayan iki çocuğun sinema hayalleri ve bir film çekme dertleri vardı. Onlar da yıkık dökük bir duvara yansıyan sihirli ışığın önünde görünen ...

Taşrada Çocuk(luk) Dertleri-2

Resim
Taşrada çocukların dertleri var. Onlar bu dertlerini kuytu köşelerde yalnız kendi kalplerine açıyorlar. Kendi kalpleriyle paylaşırlarken dertlerini yanlarında sadece ağaç, su ve gökyüzü var. Çocuklar en çok büyümekten korkuyorlar. Küçükken bu kadar dert varsa büyüdüklerinde bu dertlerin kendilerini yıkıp alaşağı edeceğinden korkuyorlar. Çocuklar korktukça büyüyorlar. Mayıs Sıkıntısı ’nın dokuz yaşındaki Ali’sinin filmin ismindeki gibi esas sıkıntısı müzikli bir kol saatine sahip olmaktır. Filmin kahramanı olan yönetmen Muzaffer’in annesi aynı zamanda Ali’nin halasıdır. Hala, hem ona bir sorumluluk duygusu aşılama hem de bir emek harcayarak saat alabilmesi için kırk gün boyunca cebinde bir yumurtayı kırmadan taşımasını nasihat eder. Ali, cebinde yumurtayı kırk gün boyunca taşıyacak, halası babasını bak oğlun artık sorumluluk sahibi ve büyüdü diyecek ve müzikli saat alınacaktır. Arada sırada kent görmüş yönetmen Muzaffer, Ali’nin aklını çelip hileye başvurmasını istese de o bunu ‘hilelik...

Taşrada Çocuk(luk) Dertleri-1

Resim
Ülkemizde son zamanlarda çocuk ve şiddet kelimelerinin çok ayan beyan ve ziyadesiyle kamuoyunun önüne gelmesine alıştık sanki. Çocuklar şiddet ve şiddet öğelerinin ya ana unsurları ya da bir şekilde etkilenenlerin en başında. Çocuk bu kadar şiddet sarmalının en orta yerinde ama yaralarını sarması da çok çabuk olmakta. Genç filizler yaralanınca daha bir sıkı sarılmakta hayata. Bir de çocukların bu kadar şiddetin ardında kendi dertleri var minik dünyalarının içerisinde. Kimseye anlatamadığı ve kendilerine sakladıkları büyükler için önemsiz sayılabilecek dertler ve tasalar. Ve taşrada yaşayıp; taşranın küçük dünyasında küçük dertleri olan çocuklar...Bunun da filmler üzerinden değerlendirmesini yaparız bir daha ki sefere…

Hazan Mevsimi-Bir Panayır Hikayesi (2007)

Resim
Aslında güzel bir film konusu olabilecek bir durum var ortada. Taşralı bir genç ile yazın sonuna doğru kurulan panayırın genç şarkıcısı arasında başlayan bir aşk ve toplumun kabullenememesi ile panayır sahibinin elindeki sermayeyi kaptırmak istememesi üzerine ortaya çıkacak gerilim üzerinden devam edebilecek bir hikâye. Bir kere taşranın mevsimlik eğlencelerinden biridir panayırlar. Özellikle ülkemiz gibi tarıma dayalı bir gelirle döndürülen hanelere sahip taşrada, panayır harman sonrasında özellikle çocukların en önemli eğlencesidir. Televizyonun olmadığı zamanlarda panayır taşranın yazlarını şenlendirir. Şimdilerde televizyon ve internetin hayatımızın orta yerine yerleşmesiyle hem taşralı hem de şehirli çocukların hayatında panayır diye bir kelimenin karşılığı yok artık. Çocuklar ekran başlarında daha hızlı ve daha kırıcı eğlenceliklerle vakit dolduruyorlar. Filmimize dönersek; bir yol inşaatında greyder operatörü olarak çalışan genç bir taşralı ile panayıra gelen ama bu hayattan hi...

JTO'nun Mim'ine Cevaben-Çocukluk Hatıraları

Resim
Çocukluk hatıraları üzerine bir kitaptan bahsettikten sonra JTO’nun mimine cevaben Çocukluk ile ilgili bir şeyler karalayayım. Çocukluk, özellikle 30’lu yaşların henüz üzerinde olanların için birazda 12 Eylül sonrası ortamın depolitizasyonundan nasibini almaktır. Her şey güllük gülistanlık gelir çocuğun gözüne. Tonton, gözlüklü bir amca ve devamlı nitekim diyen kır saçlı yine başka bir amcayla mütemadiyen televizyonda karşılaşmaktır benim çocukluğum. Tek televizyonlu günlerin hüküm sürdüğü günlerde hep aklımda ya çok kar yağışlı hatıralar geliyor gözümün önüne ya da çok sıcak ağustos ayları. Küresel ısınma diye de bir şey yoktu. Kar yağdı mı tepeleme yağar ve ucu bucağı, dereyi tepeyi silme doldururdu. O zaman Ankara’nın hava kirliliği vardı. Döküm sobaların içerisinde yanan kömürden çıkan karbon monoksit gökyüzünü kapatır ama hayallerimize hiç dokunmazdı. Yazları ise aklımda kalan hep köyde, kırda yaşayan dedelerin ve ninelerin yanına gitmektir. Karneleri alır almaz binilen ufak tefek...

Elia Kazan'ın Taşra İzlenimleri ve Yumurta

Resim
Ümit Bayazoğlu 'nun kapatılan Nokta dergisinde yayınladığı ünlü yönetmen Elia Kazan 'ın anısını buraya almak istiyorum. Bayazoğlu, 20 yıl öncesine ait bu gözlemlerde kendi çevrenizden veya ailenizden birilerine rastlayabileceğinizi belirtiyor. Yumurta filminde böyle bir sahne ile karşılaşırsınız. Şair Yusuf, veraset işlerini halletmek için birkaç gün daha kasabada kalmaya karar verir. Evinden çıkıp kasabanın merkezine doğru ilerlerken bir arkadaşıyla karşılaşır ve arkadaşının ısrarı üzerine bir birahaneye girerler. Gündüz vaktidir ve arkadaşı ufak ufak demlenmektedir. Yusuf'a da bir bira söyler ve eski günlerden bahsederek içerler. Yusuf'un ruh halini bir kenara bırakırsak arkadaşı kasabaya sıkışmış ve kaderine razı olmuş bir ruh haliyle konuşur. Sohbetin ortasında oğlu gelip "Annem çağırıyor, eve gelsene Baba! demesine rağmen pek yanaşmaz. Aşağıda okuyacağınız Kazan'ın anılarını Kaplanoğlu okuyup okumadığını bilmiyorum ama Taşra erkekleri ile ilgili her iki ...

Rüzgar Bizi Sürükleyecek (1999)

Resim
Çökmekte olan bu damın üzerinde sanki yağmur anını bekliyorlar sadece bir an ve sonra, hiç şu pencerenin arkasında gece titriyor ve yeryüzü dönmekten vazgeçiyor şu pencerenin arkasında bilinmeyen bir şey bizi merak ediyor, beni ve seni … Dünyanın her yerinde kentler ve kentiler ile taşra ve taşralılar aynı. Kentin içerisinde apayrı bir dünya var; taşraya gelindiğinde ise bambaşka. İnsanlar birinden diğerine gittiklerinde sorunlarla karşılaşıyorlar, kültürel şoka uğruyorlar. Global bir köy olma yolunda ilerlemekteyiz. İnsanların zevkleri, alışkanlıkları, yaşantıları birbirine benzeyecek diyip duruyoruz ama bakıyoruz aslında pekte değişin bir şey yok. Belki tek benzerlik çatılarımızdaki uydu antenler. İnsanlar kurdukları uydu antenler vasıtasıyla dünyadaki her olaydan bir şekilde haberdar oluyorlar ancak sonucunda o gördükleri veya ilgi alanına giren olaylara/nesnelere/metalara ulaşamıyorlar. Sonrasında mahrumiyet ve terk edilmişlik hissinin doğurduğu bir sürü felaketi yine uydu antenler...

Tirebolu: Uzak Çocukluk Ülkesi

Resim
Necdet Şen , saygıdeğer bir adamdır benim için. Yayın dünyasında eğilmeden, bükülmeden kalabilmiş nadir insanlardandır. Yeni bir kitabı çıkmış; ismi Nereye . Böyle, birazcık taşradan bahsetse bile bu tarz kitapları seviyorum. İşin içine çocukluk hatıraları da girince " aç-iç-oku " oluveriyor. Aşağıda onun kitabından -Tirebolu: Uzak Çocukluk Ülkesi- başlıklı bölümden bir alıntı yapıyorum. ... (30 küsur yıl evvel) On yaşındakiler abi, yirmi yaşından büyükler ise moruktu gözümüzde ve malum nesnenin adı "çük" idi henüz. Biz birkaç komşu çocuğu, üşümeyelim diye üstüste giydirilmiş el örgüsü kazaklar, babalarımızın eski pantolonlarından tornistan edilmiş bol pantolonlar, çirkin plastik sandaletler içinde koşuşup zıplaşarak enerji fazlamızı harcamaya çalışırdık. Tommiks kutsal kitaptı. Oyun alanımız ve koşuşturma güzergahımız annelerimizin bize seslendiğinde sesini duyurabileceği görünmez bir çemberle sınırlıydı; dışına çıkamazdık. Ama çocuktuk, kanımız kaynıyordu, merak d...

Türk Taşrasına İlgi ve Mommo

Resim
2000 li yıllarla birlikte özellikle Avrupa'da düzenlenen film festivallerinde genel olarak Türk filmlerine özelde de Türk Taşrasına ilgi artmakta. Nuri Bilge Ceylan'ın Uzak'ı ile başlayan ilgi en son düzenlenen Berlin Film Festivali'nde de devam etti. Atalay Taşdiken'in Konya'nın Hüyük ilçesinde çektiği ve amatör çocuk oyuncularla çektiği filmi Mommo büyük ilgi görmüş. İlk gösterimine yaşadıkları yerden gelerek katılan küçük oyuncular, filmi izlemek için sinema salonunu dolduran yüzlerce çocuk tarafından ayakta alkışlanmış . Filmin Konusu: Dokuz yaşında bir çocuk; hem ağabey, hem baba, hem anne, hem de bir bilge olabilir mi?Ayşe için olur. Ve hatta hiçbir şeyden korkmayan bir ağabeydir o. Annesiz iki çocuğun içinizi ısıtacak, kimi zaman gözünüzü yaşartacak öyküsü. Filmin Fragmanı: Not: Küçük oyuncular ilk kez uçağa binmişler ve ilk kez sinema salonunda bir film izlemişler.